‘Akademi’ ve ‘aydın’ ağaları

Geniş kitleler ülkemizde ‘delege ağalığı’ ‘sendika ağalığı’ gibi bir ‘aydın ağalığından’ habersizdir.

Aydın, bağımsız olmalı, ama değil, ülkemizde itibarını ve bağımsızlığını ‘aydın ağalarına’ ipotek etmemiş’ akademisyen ve aydın bulmak gerçekten zordur.

Aydın Ağaları’ndan uzak duranların ise‘isimlerinin’ ‘itibarlarının’ bir şekilde silikleştirilip adam yerine koyulmayıp hatta imha edildiklerini de geniş kitleler bilmez.

Kendi benliğini koruyarak akademik ve yazar kimliğini koruyabilecek vicdanı hür bağımsız aydın sayısının ülkemizde çift haneli rakamlara ulaşamayacağını da kimse bilmez.

Ülkemizde aydın ve akademisyenler vahşi yalnızlıklarını gidermek için eninde sonunda‘aydın ağalarının’ eline düşerler.

LİBERAL AĞALAR ELDEĞMEMİŞ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİNİ DOKTORA YILLARINDAN TAKİP EDERLER

Aydın Ağaları Tesev Radikal CNN Habertürk gibi ekranlarda bir şekilde ‘isim yapmış’ öne çıkartılmış kişilerdir.

Yeryüzünden olup biten her şeyi ‘özgürlük’ ve ‘değişim’ gibi iki köklü mucizevi kavramla çözüp mutlu olabilmiş insanların adıdır.

Arkalarını Avrupalı ve Türk medyasındaki dostlarına ve isimlerini parlatan şaibeli dış destekli sivil kurumlara verirler.

Liberal ağalar, eldeğmemiş taze körpe araştırma görevlilerini henüz doktora yıllarından takip ederler. Jürilerine yardımcı olurlar. Makalelerini kendi dergilerinde yayınlayarak önlerini açarlar. Medyada medya patronlarıyla kırıştırarak nüfuzları altına aldıkları Radikal gibi dergiler ve bugünlerde bir çok intenet sitesinde ‘görünmelerini’ sağlarlar. Mesela bir zamanlar Taraf gibi gazetelerde röportajlar yaptırılarak kendilerine ‘önem’ verilirler.Yarışmalarda ödüllerde gizli bir mason cemiyeti gibi hep kendi adamlarını tutarlar. Hakim oldukları ele geçirdikleri üniversite bölümlerinde birbirlerine kıyak yaparlar. Rakiplerini aşağılayarak ve çoğu kez hukuk dışı yöntemlerle saflarından ve bölümlerinden atarlar. Önlerine çıkana faşist ırkçı diyerek bölüşülmüş bir paranoyik cemaatin mutlu üyeleri olurlar.Ya da şu bölüme gelin şu bölümde size destek çıkarız şu bölümde arkadaşlar size yardımcı olur gibi ayartmalarla çalışırlar. Kitaplarınızı şu yayınevinden yayınlarız, vitrinde öne çıkartırız, kitabınızı nüfuzumuza geçirdiğimiz gazete eklerinde parlatırız, dayanışması ve kaynaşmasını örgütlenme sanırlar, nicesi.

Aydın ağalarının ayak oyunlarını anlatmaya sayfalar yetmez, Türk medyası ve akademisinin diyelim cemaatçe nasıl kolayca ele geçirildiğinin de hazin hikayesidir bu.

Ülkemizde ‘aydın ağalığı’ sol liberal aydınların asli mesleğidir.

Nüfuzlarına geçirdikleri aydınları rençber ırgat maraba gibi kullanırlar, şurda toplantı var gelin, şurda imza var atın, talimatlarıyla çalıştırırlar.

Türk Ordusu faşisttir, vurulacak, vurun, içeri atılacak atın. AKP ılımlı İslam desteklenecek, destekleyin, PKK özgürlük harekatı hepimiz ‘özgürlükçüyüz’ destekleyin, Hrant cinayetinde bir karışıklık oldu, şimdilik susun.

APOCU OLDULAR

Aydın ağalarının aydınları terbiye etme yola getirme kırbaçları sadece şahsi menfaat ve önlerini açarak arka çıkmak ve sosyal medyada sahiplenmek değildir.

Aydın ağalarının ırgatlarını terbiye ettikleri çok meşhur kırbaçları vardır, bu kırbaçların önünde hiçbir ırgat duramaz, biri ‘barış, de ulan’, ikisi ‘özgürlükçüyüz, ulan, her şeyi söyleriz.’ ‘değişim, de ulan!’

Bu üç kırbaçla tımar edilmemiş akademisyen aydın bulmak zordur, bu üç kırbaçla Türkiye’nin hukuk asker medya kurumları yirmi yılda altı üstüne getirildi, yerinde harabeler.

Ve ırgatların çoğu özenti hastasıdır, kendilerini birilerine sevdirmek zorunda hissederler.

Ve ırgatların çoğu ‘akademik yetersizlikleri’ olan insanlardır, bu yetersizliklerini özgürlük barış değişim tüccarlarına yanaşıp gidermeye çalışırlar, sadece ‘özgürlükçüyüm’ deyip sosyal ve şöhret merdivenleri üçer beşer sıçrayarak yükselmeleri an meseledir, bir çoğu sadece özgürlükçüyüm diyerek sarayın kapısına, çoğu içeri bu şifre kelimeyle girmeyi dahi başarmıştır.

Irgatlar kendi sitelerini kendi gazetelerini açıp ağzına kadar özgürlük barış değişim mallarıyla dolu ağalarının metinlerini okurlar. Dünyanın en zengin tüccarları dünyanın en büyük filozofları dünyanın en güçlü adamları ‘ağalarını’ hayranlıkla izlerler.

Ağaları için ‘onlar öyle düşünüyorsa’ sorun yok, çünkü kendileri bilmezler en azından tereddüt içindedirler, ama ağaları öyle söyleyince, taşıdıkları kararsız ve tereddüt halini üstlerinden atıp ağalarının peşlerinde nedameli sıkıntılı düşüncelerden kurtulmuş olurlar.

Ağaları onlara Taraf okuyacaksınız dedi, Taraf okudular. Ağaları onlara AKP’yi destekleyeceğiz dediler, on yıllar AKP’yi desteklediler, ağaları onlara, PKK’yı Apo’yu destekleyeceğiz, dediler, Apocu oldular.

Hepsini özgürlük barış ve değişim için yaptılar ve hepsi ‘ifade özgürlüğüne giriyordu…’

Şimdi geniş kitleler, müstemleke komiseri gibi Sevr dayatması gibi, dayatılan anlaşma metni gibi, atılan o imzaların altındaki imza sahiplerini bizim gibi yakından bilmez.

FETHULLAH AĞASI, APO AĞASI, TAYYİP AĞASI

O bin imzanın en az dokuzelli tanesi ‘ağalarına’ güvendi ve o metnin ne anlama geldiğini bir tam gün zihninde hiç çevirme zahmeti hissetmedi.

Türkiye’de konuşlanmış güçler şunlardır:Fethullah ağası, Apo ağası, Tayyip ağası.

Bu üç gücün de maddi güçleri var sayısal güçleri var.

Liberal ağaları takdir etmeliyiz, maddi ve sayısal güçleri olmadığı halde, Türkiye gerçeğini ve Türkiye’de hakim olan aşağılık kompleksi ve özentiyi dikkate alarak yükselmek görünmek önemsenmek için can atan akademiden bir grubu büyütüp beslemeyi başardılar ve bu üç büyük siyasal gücün yanında konuşlanıp kendilerinden söz ettirdiler.

Liberal ağalar, rençberleriyle bir zaman Fethullah Gülen’i bir zaman AKP’yi bir zaman APO’yu ve her zaman hepsini, bazı zamanlar birisini daha çok, destekleyerek Türk siyasetinde varlıklarından söz ettirmeyi başarmışlardır.

Ancak bu rençber ırgat sürüsünün yanıltan liberal ağalar değil, kendi siyasi düşünceleri hiç değil, yanıldıkları yer toplumu ve siyaseti ona oynamak buna oynamak ona yatırım yapmak buna yatırım yapmak gibi kumarhane gibi görmeleriyle başlamıştır.

Mesela şu anda bizim bildirimize kim ne diyecek diye müthiş bir heyecan içindeler, adrenal üstüne adrenal yaşıyorlar.

Bazı kumarcılar altılı gibi milli piyango gibi sessiz oyun oynarlar, bunlar zararsızdır kumardan dahi sayılmaz.

Ancak bazı kumarcılar sesli makineleri çok sever, kollu makineler gibi.

Televizyonların kolu vardır mesela açarsın üç tane çilek yan yana oturmuş. Üçü de ‘aydın ağalarının’ adamlarıdır. Bundan daha sevinç verici duygu olabilir mi? Onbeş yirmi yıldır aydın ağaları ekranda bir kol çekip ‘üç çilek’i yan yana getirebiliyor.

Ancak yirmi yıldır her akşam ekrana çıka çıka, ekran heyecanı da kalmadı.

Kaç zamandır aydın ağaları Tv kolunu çeviriyor, ki, ne görsün ekranda üç çilek değil ‘üç hoca’ oturuyor.

Kumarı kaybettikleri kesin.

Kumar hastalığı şöyledir, hemen anında ödül, ister.

Anında ödül isteyen hastalar ileriyi geleceği göremez, ki liberal ağalar ve ırgatları çoktan ‘üç çilek’i yan yana getiremiyor, bu nihai durum, ileriyi göremedikleri ve geleceğini hiç tahmin edemedikleri bir kumar hastası oldukları savını destekliyor, kime oynadılarsa kaybettiler.

Kumarın ‘kimyasal bir bağımlılık’ olduğu artık bilimsel bir gerçek, kişisel bozukluğu aşikar göstergesidir.

Ve gerçek kumar hastaları tedavi arayışına hiç girmezler, ne yaparlar, yeni finans yeni para kaynakları ararlar.

Libaral ağaların bin imzalı bildirisini görünce, işte benim aklıma gelenler:

‘Kaybettiklerini geri kazanmak’ isteyen tam bir kumarbaz hastalığı.

Liberal ağalar tam bir kumar makinesi!

Rulet masasında kime oynamadılar ki?

Kumarbaz kumar parası için yasadışı yollara başvurur, ve kumar hastası paranın kaynağını açıklayamaz, liberal ağalar, hangi meziyetleriyle büyük ekranlarda kumar oynama şansını yakaladıklarını hiç açıklayamadılar ve maaşlarının kaynağını kimseye açıklayamadılar, ve kumar hastaları, hukuka karşı hukuksuz operasyonları desteklediler, neden, çünkü hukuk değil sadece kendileri kazanacakdı.

Ve her kumarbaz gibi, kumar oynayarak içine düştüğü korkunç durumdan kurtulmak için para sağlayan kaynaklarına güvenleri tamdır.

Bu bildirinin altında asıl imzası olan bizim göremediğimiz işte bu para kaynaklarıdır.

Kumarbaz, kumar yüzünden itibarını kişiliğini değerlerini tehlikeye atar, en kötüsü, bunun dahi farkında olmaz.

Şimdi bu imzacıların, ki onlarcasını tanıyorum, liberal ağalara kendilerini teslim ettikleri ilk doktora ilk araştırma görevlisi oldukları günlere gidelim.

Bu ‘kumar’a o körpe masum günlerinde nasıl bulaştılar?

Bir ‘haz’ kaynağı olarak mı, yoksa, kişisel yetersizlikler ve isimsizliklerinin dertlerinden‘kurtulmak’ için mi?

Benim teşhisim, çoğu kişisel yetersizliklerini gizlemek için kumara bir ‘kurtuluş’ gibi sarıldılar.

Tabii, bu kurtuluşun adına özgürlük barış değişim diyerek on yıllarca ‘kumarbazlıklarını’ailelerinden ve toplumdan gizlemeyi başardılar.

Ancak bugün attıkları bin kişilik imzada, harbiden ‘son kumarı’ oynadılar, ya herro ya merro, deyip, kişiliklerini gerçekten nefes kesici bir heyecanla kumar masasına yatırdılar.

Yirmi yıl var ki Fethullah’a yatırdılar Tayyip’e yatırdılar, ama bugün bütün varlarını yoklarına tek bir numaraya APO’ya yatırdılar.

Rulet masasının uzaktan bir seyircisi olarak benim dahi heyecandan canım çıktı: Beyler, samimiyetle: TAKDİR EDİYORUM…

Bakın nihayet ikili üçlü oynamadılar, tek bir at’a oynadılar.

Bundan otuz yıl kadar önce, bizler de ikili üçlü o parti bu lider değil, tek bir at’a oynamıştık, en arkadan koşan, köşeyi dönenlerin eşek dediği bağımsızlık ve hukuk’a, hakkaniyete…

Ne oldu, otuz yıldır bütün koşularda yenildik…

TAKTİKLERİ BİZE ÇOK BENZİYOR

Bu liberal ağalar ve ırgat sürüsüyle nihayet aynı noktaya geldik, onlar da nihayet ‘tek bir at’a oynadılar.

Oynadıkları at bizim oynadığımız at değil, ama, taktikleri bize çok benziyor, ‘tek at’a oynuyor, banko tek at.

Nihayet tek bir banko oynamış olmalarıyla, pek yakında, halleri giyimleri gelirleri kovulmaları aşağılanmaları, her şeyleri nihayet bize benzeyeceklerdir, mesela harbice kime oynadıklarını ifşa ettiler, artık yalan söylemeyecek olmaları, onlar ve bizim için bir kazanç.

Birileri bize benzemeden bizim halimizi anlamaz.

Önce şu tek at’a oynamanın hüznünü kovulmuşluğunu ve yalnızlığını birkaç yıl yaşasınlar, sonra oturup, bu şehrin karışık karmaşık ses ve renkleri ne oldu da bir bir susturuldu, şehrimiz nasıl oldu da sessizleşti ve çölleşti, diye oturup konuşuruz.

Bakın, kumarbaz bütün kişilik bozukluğuna rağmen, sessizliğini gizemini bozmaz, poker suratı deriz, renk vermez…

Ama ilk defa liberal ağaları tıpkı büyük kumarbaz Tayyip Erdoğan gibi ani kızgınlık ani cevaplar ani çıkışlar verirken gördüm.

Bu ani öfke nöbetlerini liberal ağalarda Tayyip Erdoğan’a cevap verirken delirmiş kızgınlık halleriyle ilk defa gözlemledim.

Attıkları imzayla poker suratlarını kaybettiler, ve bu kızgın çıkışlarıyla, bilin bakalım kime kimlere benzemeye başladılar, söyleyeyim, nihayet ‘insan’a benzemeye başladılar.

İnsan her türlü siyasi düşünce içinde olabilir, ama biz otuz yıldır, bu gizlenmiş suratları bu gizlenmiş komploları bu kumpası bu paranoyayı çözmeye çalışırken ve bu konuda yüzlerce kitap yazarken, hiç biri poker suratlarıyla yakayı ele vermediler, ama şimdi, bayağı normal insanlar gibi ‘kızgınlık’ nöbetleri yaşıyorlar.

Neden acaba?

Çünkü nihayet temsil ettikleri değil dışardan üfürdükleri değil, kendi canları kendi maaşları kendi varlıkları tehdit ve tehlike içinde.

Otuz yıldır nice ayak oyunları nice yalan ve kumpaslarla medyadan ve akademiden edindikleri isimler avantalar hepsini bir çırpıda kaybetme korkusu.

Oysa bu derin korku ve endişeyi hepimizin hukuki teminatı anayasa ve kurumları ortadan kaldırıldığı günlerde YAŞAMAMIZ gerekirdi.

Kumarın da sonu yok ki kardeşim, Türkiye’de altılıyı kaçırırsan akşama doğru İngiltere’de yedilisi var.

Ünlü politikacı Hüsamettin Cindoruk Halk TV ekranında dedi ki, şimdi kalkmışlar Necip Fazıl’dan ‘evliya’ yapmaya çalışıyorlar. Ben Necip Fazıl’ı tanırım, o (Tayyip) Necip Fazıl’ın bir kere elini sıkmış, ben Necip Fazıl’la içerde aynı kovuşta yattım, akşama kadar altılı oynuyordu, altılı oynayandan evliya mı yapılır?

Hüsamattin Cindoruk’un göremediği, Necip Fazıl’ın şeker hastası olması, heyecanları ve karışık duygu durumlarını bastıramaması ve kumarbaz kişiliğiyle bu hastalığından kurtulma çabası.

Necip Fazıl altılı oynadı, doğru, hatta ‘at üzerine’ bayağı bilimsel sayılacak bir ‘at’ kitabı dahi yazdı.

Ve Necip Fazıl’ı kendine önder örnek seçen siyasi liderimiz, iyice bakın, hangi siyasi hastalığın peşinde.

Liberal ağalarıyla aynı ‘kumarbaz’ hastalığı.

İç politika ve dış politika, o at’a oynamak bu at’a oynamak ve sürekli kaybetmek ve kaybettikçe kaybettiklerini geri almak için yeniden oynamakla geçiyor.

İddiam o dur ki bu kumar hastalığını Tayyip Erdoğan’a alıştıran Necip Fazıl’ın hastalıklı tutkuları değil, otuz yıl öncesinden beri o at’a bu at’a özgürlük barış değişim gibi üç kelime yazarak oynayan liberal ağalar bulaştırdılar.

Her hasta kumarbaz evini barkını satmadan çoluk çocuğa sefalete düşmeden kendinin bir kumarbaz olduğu gerçeğini kabullenmez.

Fethullah’ı Liberal ağaları ve Tayyip Erdoğan ve PKK’sı, Türkiye’yi hala ‘rulet’ masası gibi görüyorlar…

Rulet masasında erdem hukuk bağımsızlık insani değerler hiç olmadı, rulet masasında şunlar olur, satış, kaybetme, mahvolma, borçlanma, ötündeki dona kadar namusun.

Nihat Genç

Odatv.com

http://odatv.com/akademi-ve-aydin-agalari-1301161200.html

↓