Belize

19 Haziran – 17 Temmuz arası bisikletle Küba macerasından sonra Meksika’ya döndüm. Hem de ne dönmek 🙁 Uyuşturucu bulmak için yetiştirilen alman kurdunu minik bir kafese tıkmışlar. Sözde her şey elektronik ve modern bir panel var kendi elinle düğmeye basıyorsun yeşil yanarsa geçiyorsun kırmızı yanarsa her bir çantanı arıyorlar. Bu iş için de en az 4 görevli çalıştırıyorlar. Küba’daki gibi al bir kaç tane ufak cins köpek  sal havaalanına insanları bu kadar uğraştırma değil mi? Uzun turcular bilir ah o bisiklet çantaları açması ayrı dert toplaması ayrı bir de dibine kadar her bi şeyi tutup çıkardılar. Elinde kırmızı donumu tutan görevliye kuskusun ne olduğunu anlatmaya çalıştığım bir tablo çizin kafanızda. Yetmedi, bisiklet kutusunu da açtılar. O kadar zahmetle ince köpük koyup bantladığım tutma yerlerini ‘allaaaah burada bişey saklamış’ kafasıyla yırtmalarına ise ayrı sinir oldum.

Neyse bana bir duck tape verin dünyayı satürne bantlayayım! Çantalarımı toparlamam ve havaalanından çıkmam sanırım 2 saat sürdü. Bir ara bisikleti kutudan çıkarıp sürülebilir hale getirip Cancun’a pedallamayı düşünmüştüm ama artık geç olmuştu. Havaalanına gelirken kullandığım otobüse gitmek de ayrı dert oldu. Havaalanı görevlileri bagaj taşıma araçlarının çıkışına izin vermiyorlar ille bir şey ödemen gerek. Otobüs firması ayrı sinir bozucuydu. Bisiklet için ikinci bir bilet parası almaya kalktılar. Sebep çok doluymuş da yer kalmıyormuş da bir sürü gereksiz git gel ve yalvarmalarım sonucu en azından yarı para ödedim. Çilem bitmedi tabii ki bir de 30 MXN tutacak yola taksi şöförünün inadından 60 MXN ödedim. Tabii bunların suçlusu da benim kaldığım Orquideas Hosteli arayıp servis istememek oldu. Hemen hemen aynı paraya hostelin sahibi beni havaalanından alırdı başım da bu kadar ağrımazdı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Antonella ve Maurizio, Cancun’da kaldığım Hostel Orquideas’ın sahibi italyan çift. İki senedir Cancun’da yaşıyorlar. İnsanın rahat rahat kalabileceği bir hostel. Küba’ya giderken Maurizio sayesinde bisikleti söküp paketleyebilmiştim bana çok yardım etmişti. Sabah kahvaltı ve akşam yemeklerini de pişirip tüm hostelde kalanlarla beraber yiyorlardı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAHatta en az onlar kadar kahveci olduğumdan bir gün italyadan getirdikleri ve kimseye elletmedikleri (bozulursa tamir edecek hiç kimse yok çünkü) bu egzantirik espresso makinası ile yapılmış kahvelerinden de ikram ettiler.

OLYMPUS DIGITAL CAMERABu da köpekleri yakışıklılar yakışıklısı, Dante!

Cancun’da internete kavuşmanın sevinciyle, yol yorgunluğunu atlattıktan sonra uzun yol bisikletçilerinin kullandığı www.warmshowers.org sitesindeki yol arkadaşı arıyorum ilanıma cevap geldiğini fark ettim. Mike Rains isimli bir arkadaş San Cristobal’den yola çıkacaktı. Ben de Cancun’dan ve Guatemala’da buluşacaktık. Ben Belize üzerinden gideceğim için sanırım daha fazla pedallayacaktım 🙂

Cancun’dan 20 Temmuz’da ayrılıp yola koyuldum. Playa del Carmen’de bir gece geçirdim. Ertesi gün hedefim Tulum’a varmaktı. Yolda sıcaktan bunalınca kendimi pek turistik olmayan bir ‘cenote’ye attım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERACenote de ne ola dediğinizi duyar gibiyim. Sanırım türkçe karşılığı düden oluyor. Özellikle kireç taşı kayaların göçmesiyle açığa çıkan temiz yeraltı tatlı suyundan oluşan kah mağaramsı kah bu fotoğraftaki gibi gölet benzeri doğal havuzlar.

Tulum’a vardığımda ya burada kalacaktım ya da sevmesem de otobüsle Chetumal’e geçecektim. Yedi gün içinde meksikadan çıkarsam 300 MXN turist kartı parası ödemem gerekmeyecekti. Dolayısıyla Tulum’dayken Chetumal’de beni misafir edebilecek Paco’yu aradım, müsaitsen bu akşam gelebilir miyim diye sordum. Kabul edince de otobüs bileti almaya gara gittim.

Otobüs bileti de ayrı macera oldu. Girişi hepi topu bir dükkan kadaryer kaplayan minik bir gar bulana kadar canım çıktı çünkü anayoldan geçerken göremedim. Bulunca hemen girip bisikleti bilet satılan yerin duvarına yasladım. Kalabalık yok sıkıntı yok bisiklet kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde duruyor. Anlamsızca görevlilerden biri bisiklet sokamazsın dışarıda duracak bisiklet demez mi? Yahu bilet alıcam sonra da otobüse bineceğim dememe rağmen kurallar bilmem ne polis çağıracağız diye tutturdular. Bazen gerçekten insanları ve kurallarını anlayamıyorum. Tamam bisikletimi dışarı çıkarıyorum, senin de işin gücün yok belli başında bekleyeceksin, tüm eşyam bu bisiklette eğer biri gelip de çalarsa o zaman sana yapacaklarımı hayal et diyerek görevliyi tehdit edip bilet bankosuna geçtim. Bileti aldım, bisikleti dışardan alıp içeriye soktum sonra da garın arkasına otobüslerin yanaştığı yerde duvara dayadım. Akşam dokuzda Chetumal’a vardım. Bisiklete atlayıp Paco’nun evine pedalladım. Gece bisiklete binmek biraz ürkütücü olsa da zevkli.

Paco ve ev arkadaşı Ursula’ya ne kadar teşekkür etsem az. İkisi de çok tatlı çok anlayışlı insanlardı. Çalıştıkları için çok fazla zaman geçiremedik maalesef. Küba’ya gitmeden önce Chetumal’deyken arkadaşımda bıraktığım eşyalarımı toparladım. Çantalar yine ağırlaştı.

Bu arada Cehtumal’de epey Türk varmış ama denk gelip de tanışamadım hiçbiriyle, hatta Paco’nun eniştesi de Türk. Kimi lokanta işinde kimi de serbest bölgede çalışıyor.

Bu sefer gezginlerin kullandığı www.couchsurfıng.org sitesinden Belize’de yaşayan ama Kanada’ya gitmeden önce Chetumal’de tatil yapan Will ile tanışıp Belize hakkında bilgi topladım. Ayrıca doğrudan Orange Walk’a gitmeyi planlarken Corozal’da yaşayan Wolfgang hikayemi ilginç bulup çocuklarıyla tanıştırmak istediğini söyleyip beni ağırlamayı teklif edince ben de ilk gün kendimi fazla kasmayıp yakın mesafedeki Corozal’a pedalladım. Meksika’da 7 günden fazla kalmadığım için 300 MXN ödemeyeceğimi düşünmüştüm ama sınır polisi nuh dedi peygamber demedi ben de bankaya geri dönüp günümü harcayamayacağımdan maalesef ödemek zorunda kaldım.

Belize çok ilginç bir ülke. Küba’daki karayip havası hemen insanı çekiyor, ama esas ilginçliği  resmi dilin ingilizce olması. İnsanlarla ısrarla ispanyolca konuşmaya çalışmam ise ayrı komikti. Girişte aman sınır görevlileri şöyle uyuz, böyle sıkıntı verici filan diye beni epey bir doldurmuşlardı. Oysa gayet kibar ve gayet anlayışlı bir sınır görevlisine denk geldim. Ne kadar kalacağımı bana sorup ona göre pasaportuma yazdı. Yani başta vize uzatmak için bile Belize’ye gelseymişim sorun yaşamazmışım. Bisikletli gezgin olmanın avantajları sınırdakiler en azından sizi az da olsa anlayabiliyorlar. Ülkede kuş gribi olmadığından herhangi bir kanatlı hayvan ürünü, taze sebze meyve sokamıyorsunuz. Kuru gıdalara karşı herhangi bir yaptırımları yok. Yanımdaki mangomu yememe izin verdiler, kabuklarını da özel bir cihazda 0 derecede tüm bakterilerden arındırıp yok ediyorlar. Birinin de kuşlarını alıkoymuşlar. Ülkeye kanatlı hayvan sokmak yasak.

Wolfgang’ın evini bulmam pek zor olmadı. Freelance tercümanlıkla hayatını kazanıp Belize’e yerleşmiş. Bacanağı matematik öğretmenliğinin yanı sıra mimar ve Wolfgang’ın evinin inşaatını üstlenmiş. Bitince eminim çok güzel olacak evin üst katında hamakta uyudum, sivriler biraz rahatsız etse de gayet güzel bir gece geçirdim. Ama maalesef sabah bisikletime park ayağı olarak kullandığım bambu çubuğu bulamadım. Bahçe biraz karışık olduğundan fazla vakit kaybetmemek için yola koyuldum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Corozal’ın çıkışındaki benzincide esprili tuvalet yazısı, çevirisi çok da esprili olmayabilir kusura bakmayın. ‘küçük suyunuzu yaparken etrafa damlatırsanız, tatlış bi insan olun ve klozeti siliverin!’

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Orange Walk’a geldiğimde yol ayrımına rastladım karnım aç olduğundan şehrin içine giren yola saptım. Fazla şehirde dolanmayıp devam edeceğimden yemek yiyebileceğim yer ararken ‘Mando’s pizza’ isimli yere yanaştım. Köpekler epey yaygara kopardılar. Neyse ki Mando’nun oğlu hemen susturup beni içeri aldı. Mutfaklarında oturup ne yesem diye düşünürken sohbet ettik. Macerama inanamadılar. Mando’nun oğlu (maalesef ismini unuttum beni affetsin) yarış bisikletçisi bir sürü derecesi var. Mutfak kupalarla doluydu. Nefis bir karides sandviç yedim çünkü pizzalar biraz pahalıydı. Mando bana kıyamayıp muz, mango, avocado torbası hazırladı. Sularımı da doldurdular. Geriye dönüp şehrin içine girmeden yola devam ettim.

Bu ara biraz uzun ve Belize’de maalesef doğru düzgün yemek yenecek yol üstü bir şeyler atıştıracak imkan yok. İnsan kalabalığı da pek yok diyebilirim. Ondan sebep mutlaka yanınızda yeterli su ve yemek taşımanız şart.

Sanırım saat üç gibi Crooked Tree sapağına geldim. 5 km kadar bozuk yolda gidince köye varılıyor. Amacım göl kıyısında veya herhangi bir yerde kamp yapmaktı. Polis binasını görünce hemen sordum burada kamp atabilir miyim? diye. Gerçi bina kapalıydı ama üst katında bir aile yaşıyordu görünüşe göre adam polisti. Önce kabul etti, hatta tuvaleti kullanmam için ofisi açtı. Ama geri döndüğümde yok burada kalamazsın, tehlikeli, ben göreve gideceğim sen en iyisi göle git dedi. Eminim sebebi karısıydı. Fazla uzatmadım göle pedallarken gerizekalı bir köpek arabanın altından çıkıp hamle yapınca dengemi kaybedip düştüm. Yine su torbam zarar gördü.

Hava karamıştı ve geri dönmek pek mümkün olmadığından maalesef paraya kıyıp göl kenarında kamp kurdum. Burası yaban hayatı koruma alanı olduğundan kamp alanı için ödeme yapmam gerekti. Parası olan ve yaban hayatı gözlemlemek isteyenler için güzel bir yer ama benim gibi gezginler için ‘turist kapanı’ olarak kalacak.

Ertesi gün yola devam ettim. Ana yolda bir benzincide mola verdim bir şeyler yemek için tam tahmin ettiğim gibi yiyecek bir şey yoktu. En azından yanımda fıstık ezmesi ve ekmek taşıdığımdan şanslıydım. Biraz muhabbet edince bisikletçilerin yol üzerinde gördüğüm Slim’s Bar isimli yerde kaldığını öğrendim. Crooked Tree’ye sapmasam yol üzerinde rahatça kalacak bir yer bulabilecekmişim. Kısmet!

Meşhur Belize Hapishanesi! Hatteville yakınlarındaki bu hapishane için akşam mahkumların çıkıp arkadaşlarıyla barda içip sabah sayımdan önce dçndüğü hakkında söylentiler duymuştum, gerçeklik payı var mı bilemem. Özellikle mahkumların tahtadan yaptıkları el işleri ile meşhur bir hapishane.

Bugün gidecek daha çok yolum vardı. Başkent Belize City’nin 47 km batısında kalan Belize Hayvanat Bahçesine gidecektim. Hayvanların kafese kapatılıp sergilenmesinden hoşnut olmasam da bu hayvanat bahçesi ‘Selva Verde’ yani ‘Yeşil Orman’ isimli belgesel çekiminden sonra hayvan bakıcısı Sharon Matola’nın belgesel süresince ehlileşen hayvanlarla başbaşa kalmasıyla kurulmuş bir nevi kurtarma evi. 1983 senesinde bir ocelot, bir jaguar, bir puma ve pek çok tropik kuş türü başına kalınca, uyutmak yerine Belize’de yaşayan ve ülkeyi ziyaret eden turistleri yabanıl hayat konusunda bilgilendirmek için açtığı hayvanat bahçesine sonradan Tropikal Eğitim Merkezini de eklemiş. Şuradan Belize Zoo Wiki ve şurdanBelize Zoo daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

Hayvanat Bahçesine bağlı eğitim merkezinde kalmaya karar verdim. Yılan da dahil yaban hayvanlarının etrafta dolaştığı yerin hiç fotoğrafını çekmemişim ne hikmetse, ama kaldığım en güzel yerlerden biriydi. Sağ olsun resepsiyondan sorumlu genç benden sadece kamp parası alıp, yatakhanede kalmama izin verdi.

Ertesi gün yağmur yağmasına rağmen hazırlandım. Arada kararsız kalıp yemekhaneye gidip yağmurun dinmesini bekledim. Hafiflediğinde de yola çıktım. Sol fren tutacağım epey gevşemişti ve ben de olmayan uzun bir alyan anahtarına ihtiyacım vardı sıkmak için. Yağmur diner gibi yapıp yeniden bastırınca yakında yol üzeri bir lokantaya girip bir şeyler yemeğe ve yağmuru beklemeye karar verdim.

Epey bir vakit kaybı yaşasam da bir şekilde San Ignacio’ya vardım. Burada kalacak yer bakarken aklıma itfaiyeciler geldi. Sorunca hemen yerini tarif ettiler, yokuşu çıkana kadar biraz helak oldum ama sonuçta iyi kötü bedava kalacak yer için değerdi. İtfaiyeciler biraz şaşırsa da misafir olmamı kabul ettiler. Önce yandaki boş vede yatabilirsin dediler. Yeni binalarına taşınacakları için şartlar pek öyle iç açıcı değildi. Evde yatmak imkansızdı çünkü epey bir karafatma dolanıyordu. Bahçeye çadırı kurmak için izin alıp temiz temiz çadırımda uyudum.

Ertesi gün erkenden Guatemala’ya doğru yola çıktım. Hafif sisli ve serin bir sabah ağır ağır tırmanarak Guatemala sınırına vardım. Yol çok keyifliydi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Sınır boyunca akan nehrin iki yakasını birleştiren taşıma platformu

Hala Granada, Nikaragua’dayım. Önce diş, sonra dengue ve amipler derken epey bir hastalıkla mücadele ettim. Amiplerden kurtuldum mu emin değilim. Sevmesem de antibiyotiklere devam. Yakında Costa Rica’ya hareket edeceğim. Bir dahaki yazı konusu Guatemala!

↓