Casus yandaş gazeteler-27 Kasım

Bir küçük sorum var.

Devletin gizli belgelerini ifşa etmek casusluktur ve tutuklanmalıdır deyip Can Dündar’ı içeri attınız.

Tamam. Peki.

Tam yedi sene, Sabah, Yeni Şafak, Star ve nice figüran yandaş gazeteniz, cemaatin Genelkurmaydan Gölcük’ten hava kara deniz komutanlıklarından sızdırdığı belgeleri çarşaf çarşaf yayınlamadı mı?

O halde devletin gizli belgelerini sızdırmak ‘casusluk’ ise Sabah Gazetesi ve yazarları, Yeni Şafak Gazetesi ve yazarları, Star Gazetesi ve yazarları niçin ‘casusluktan’ yargılanmıyorlar!

Niçin Sabah’a Yeni Şafak’a ve Star’a ‘devletin gizli belgelerini ifşa etmekten’ ve haber yapmaktan dava açılmıyor.

BU SORUYA HUKUK ADINA CEVAP VERİN!

Bütün yandaş ve havuz savaş cephelerine soruyorum, tutuklamalardan sorumlu devlet bakanı sayın Cem Küçük’e soruyorum:

Sizler yedi sene boyunca devletin en gizli belgelerini çarşaf çarşaf yayınlarken neden bunun adı ‘casusluk’ ve ‘devletin gizli belgelerini sızdırmak’ olmadı.

Siz sadrazamın sol .aşağı mısınız?

Bir hukuk düzeninde devletin gizli belgelerini sızdırmak ‘casusluk’ ise herkese AYNI TUTUKLAMA işlemi neden yapılmıyor!

Neden sizler yedi sene bu gizli belgeleri gazetelerinizde cemaatin servisiyle yayınladığınız halde bir günde ‘ete kemiğe bürünüp Yunus gibi görünüyor’, neden bir günde başkalarına ‘kara çalınıp, linç girişiminde bulunup’ casusluk iddiasıyla kodese tıkılıyor!

Odatv’yi bir muhalif medya değil ‘muayenehane’niz olarak görün ve bu soruya sakince cevap verin.                                                              …

Yalancılıktan ayrımcılıktan tezvirattan hala yorgun düşmediniz mi?

Alaycılığa sığınıp gerçekleri örtbas edeceğinize daha ne kadar inanacaksınız.

Doğrusu hastalığınız mükemmel örülmüş bir duvar gibi, her mükemmel hasta gibi, inatçısınız, içinizde ‘ordu’ kadar büyük bir boşluk var.

Sahi bu ‘ordu’ya geçtiğimiz yedi sene içinde ne oldu, kimler gitti kimler geldi, yedi sene önce bu ordunun tasfiyesi niye başlatıldı, tezkere, Irak Savaşı, hatırlayın.

RUSYA İLE KİM SAVAŞTIRIYOR

Şimdi sizi Rusya’yla kim savaştırıyor?

Cevap: Orduyu kim tasfiye edip kim emre amade kullanışlı hale getirdiyse, o savaştırıyor!

Bugünün en ürkütücü sorusu budur, sayın duvar beyinler bir zahmet, cevaplayın.

Bu sorular işinize gelmediyse siz kukla saman beyinli bebeler için daha eğlenceli sorularım aşağıda!

Sivrisineklerin ruhu var mı bir zahmet ululemrinizin fetvacısı bunu da cevaplasın.

Şayet sivrisineklerin ruhu varsa ruhları uzun mu kısa mı?

Ruhu bol olan uzunlar ruhlarından bir kısmını kısalara ödünç verebilir mi?

Bir böceği ezip öldürmenin maliyeti nedir, yüz bin böceği öldürmenin yüce dinimize prodüksiyon masrafı kaça çıkar?

Hazır Moskof seferine Allah Allah sesleriyle çıktığınız bugünlerde bir de tarihten soralım.

Yunan’ı denize döktük peki Ruslar’ı nereye dökeceğiz.

a)   Mehmet Barlas’ın klozetine, b) Engin Ardıç’ın klozetine, c) Ali Bayramoğlu’nun klozetine, d) Kezman Hatemi’nin klozetine.

Peki döktük, sifonu törenle kim çekecek!

Suriye Seferi’nden anladığım şu, Şam’da namaz kılabilmek için önce Moskova’yı fethetmek gerekiyormuş. Şimdi bir koldan Şam’a bir koldan Moskova’ya hücuma geçtik.

Sifonu da bir dudağı Şam’da bir dudağı Moskova’da Alaaddin’in Cin’i çekecek.

(Ne tuhaf yarabbim) Şimdi bu‘Arap cin’i yazınca ben de korktum.

Allah’ım ne günler yaşıyoruz masalların o meşhur devi için söylenmez miydi bir dudağı yerde bir dudağı gökte diye bir dudağı doğuda bir dudağı batıda diye.

Buradan konuşuyor dev cinimiz, dudaklarından çıkanlar anında Şam’da anında Moskova’da.

Yoksa ‘deccal’ iniyor da haberimiz mi yok.                                                                              …

Hadi biraz acı olacak ama güldüreyim sizi.

YAŞLICA BİR POLİS GELDİ ORTA YAŞLI VE…

Kenan Evren günlerini en iyi nasıl anlatabilirim, dediğimde, aklıma gelir bu hikaye.

1985’li yıllar. Hastanede çalışıyorum. Karşı binada psikiyatr arkadaşlarla bazen kapı önünde sigara içip laflıyoruz.

Yaşlıca bir polis geldi, orta yaşlı ve pek iyi giyimli bir kadının koluna girmiş.

Polis beyaz önlüklü doktor arkadaşı görünce, ‘doktor bey, size getirdim!’ dedi.

Doktor arkadaş: ‘neyi var?’

Polis: Doktor bey, yolda giderken kaldırımda gördüm, bu bayan yolda anlamsız-anlamsız konuşuyordu.

Doktor: Anlamsız-anlamsız ne konuşuyordu?

Polis: Valla doktor bey konuşmalarını anlayamadım, kendi kendine anlamsız-anlamsız konuşuyor.

Doktor, tamam tamam dedi, bakarız.

Polis, kadını işaret ederek, ‘nereye teslim edeyim doktor bey’ dedi…

Doktor, bir yere teslim etme, sen bırak, senin işin tamam, dedi.

Polis pek bozuldu ve üzülerek kadını öyle bıraktı, ama olay yerinden uzaklaşmadı, biraz geriye çekilip, doktorun kadına ne gibi işlem yapacağını merakla izlemeye koyuldu.

Doktor, sigaradan son bir fırt çekeyim deyip kadınla ilgilenmesini birkaç saniye ağırdan aldı.

Polis bir hışımla doktora saldırdı, ‘yahu doktor bey anlamsız-anlamsız işler yapıyorsunuz?’

Doktor, polise: Anlamsız olan ne?

Polis: Ya git işine doktor bey, anlamsız-anlamsız işler yapıyorsun, başhekime çıkıyorum.

Tam o sırada karşıda çayocağının sahibi namıdiğer Çete, polise, ‘hayrola Kasım ağbi, birini mi aradın?’ diye seslendi.

Polis, Çete’yi görünce, kadının tekrar koluna girdi, ‘ya sorma Çete, anlamsız-anlamsız işler’ dedi ve kadınla birlikte çay ocağının önündeki hasır sandalyelere oturdular.

Tabii arada olup biteni şaşkınlıkla izleyen, ben, doktor arkadaşıma: ‘ne oluyor burada, bu kadın kim, niye konuşmuyor, niye polis koluna girmiş…’

Doktor arkadaş çok olağan günlük basit bir olay anlatır gibi.

Bazen dedi bu polis arkadaşlar yolda izde zeka geriliği yaşayan aklı evvel kadınlar bulur, ama ortama ‘uygun’ ‘resmi’ çalışırlar, güya kadına yardımcı oluyoruz ayağıyla buraya getirirken yolda etrafın ve kadının tepkilerini de ölçerek kadınla yakınlık kurarlar!

Eeee, sonra?

Şu çaycı Çete’nin çayocağının arkasında bir somya var, oraya atarlar!

İçimden hayretle ‘haa anlamsız-anlamsız’ demek buymuş?

İş bu hikayeyi ilk gençlik yıllarında yaşamış bir yazar adayı olarak, yazı yazma anında her kurduğum cümleyi tashih ederken kendime hep şöyle derim: Yahu sil bu cümleyi, anlamsız-anlamsız konuşma.

Urfa’da Oxford yoktu ama ülkemizde Kenan Evren vardı, bizi böyle terbiye edip yetiştirdi!

Ancak yazdıkça ve yazarlıkta maharetlerim arttıkça kendime o polis gibi bir güç geldi, artık rajon kesen ustura yazıların adamı oldum, kim anlamsız-anlamsız konuşsa, gel bakiyim deyip, koluna girmeye başladım.

Yani sevgili yandaşlar, o karanlık günlerin üstünden çok sular aktı, eski camlar bardak oldu, sorulara düzgün ve aklı başında cevaplar verin, anlamsız-anlamsız konuşmayın.

Nihat Genç

http://odatv.com/casus-yandas-gazeteler-2711151200.html

↓