GEÇMİŞ ZAMAN : VENEZUELA NOTLARI

Sevgili okuyucu malum tembel bi yazarım. Ancak geçmiş zaman maceralarını toparladım, işte foto ekle, imla düzelt vs derken yayına alıyorum yavaş yavaş. Şu an Kolombiya’nın Medellin şehrindeyim. Bisiklet evinde kalıyorum bisikletim, fotoğraf makinam, lensim, bilgisayarım tamir oldu. Ön bagaj sorununu giderir gidermez yola çıkacağım.

Maicao’dan sabah erkenden yola çıktım, yüzüme karşı esen rüzgarla sınıra vardım. Sınır geçisi gayet kolay ve sorunsuz oldu. Buralara bisikletiyle, kadınbaşına pek gelen olmadığından memur kadınceğiz biraz şaşırdı tabii. Yüzüme karşı esen rüzgar yetmezmiş gibi bir de üstüne daracık upuzun yol eklendi. Kah dişimi sıkıp karayolunda kah yolun yan tarafındaki rezalet arazide ine bine San Rafael de Mora’ya doğru pedallamaya devam ettim. Yan taraftaki yoldan ilerlerken fark ettim ki, çamura batmamak için yol hindistan cevizi kabuklarıyla döşenmişti çok değişik geldi, tam o sırada beni gören ev sahibi el sallayınca ben de el salladım ama yetmedi kadın heyecanla ve çocuklarıyla bana doğru koşunca şaşırdım. Biraz laflayınca kapısının önünden geçen ilk yabancı olduğumu söyledi.

elif35Akşama doğru San Rafael de Mora’ya vardım. İtfaiyeyi daha ilk soruşumda kolayca buldum. Ancak itfaiye erlerinden biri doğrudan kıskançlığını dile getirmese de sorularıyla epey yıldırıp, yükünü boşalttı. Neden otelde kalmıyor muşum, nereden para kazanıyor muşum, Neden itfaiyeye gelmişim ve daha bir sürü neden, nasılları yorgun hafızama yığdı. Neyse en azından sorumlu yüzbaşı uzatmadı kalmama izin verdi. Epey bir ilgi kaynağı oldum, haliyle onca soruyla uğraşınca dışarda yemek yeme şansım kalmadı ben de kendim pişirdim.

elif33elif28elif31Sabah yine erkenden yollara döküldüm hedefim Maracaibo’ya varmaktı. Maracaibo’ya sabah saat 11:00 civarında vardım, dev bir arena görünce bi şekilde WS’dan beni misafir edecek Angel’i aramaya karar verdim. En sevmediğim şey kalabalık şehirde nereye gideceğimi bilmeden pedallamak. Arena yakınlarında atıştırmalık ve soğuk meşrubat satan kadında telefon vardır umuduyla yanaştım ama yokmuş neyseki yanında üniversiten kızının çıkmasını bekleyen adam kendi telefonunu uzattı. Angel ile yarım saate buluşup bir kaç bisiklet dükkanı ziyaret edip, bi hint restoranına gidip yemek yedik. Yemekler çok lezzetliydi. Sonrası Angel’in abisi ve iki arkadaşıyla paylaştığı daireye geçtik.

elif25

Angel

Ertesi gün daha rahat edebilmem için ikizleri ve kızıyla beraber geniş bir dairede oturan Dianeth’in evine taşındım. Yaklaşık iki hafta boyunca ailenin bir parçası olarak kabullendiler beni hatta gitmemi hiç istemediler. Dianeth, eski eşi, büyük kızı ailecek bisikeltçiler. Dianeth için ulaşım aracı, Americo için hem ulaşım aracı hem de yarış tutkusu aynı şey Venüs için de geçerli. Sırf yarış için 16 saatlik otobüs yolculuğuyla başkent Caracas’a gidebilecek kadar tutkulu ve katıldığı yarışlardan da dereceyle dönecek kadar başarılı. Bu arada şans eseri internetten Panama’da über salaklığımla kaybettiğim GPS’in aynısını bulup Kaan Ceyhan sayesinde satın alabildim. Aslında eski usül harita kullanmayı seviyorum ama gel gör ki Venezuela’da harita bulmak imkansız. Haydi buldun diyelim taşıması ayrı dert.

elif12elif13elif16elif23Angel ile dinleyicisi bol bir prime time radyo programına katıldık. Aşırı heyecanlı olmama rağmen ‘yollar bizim de hakkımız’ diyerekten motorlu sürücülere verip veriştirdim, hem de ispanyolca 🙂 akşam programdan sonra Maracaibo sokakaları biz bisikletlilere kalmıştı. Maracaibo’nun en sevdiğim yanı akşam ve gece püfür püfür serinlikte bisiklete binmek. Günün cehennemi aratmayan sıcağı ve yarattıkları trafikten bunalan sürücüler evlerinde ayarasız klimanın karşısında battaniye altına girince şehir biz bisikletlilere kalmıştı.

elif17

Ignacio, Dianeth ve Americo

Maracaibo’dan sabahın tatlı serinliğinde gün doğumuyla birlikte ayrıldım. Köprüye kadar bana Americo, Dianeth ve Ignacio eşlik etti. Venezuela’nın iki yakasını birbirine bağlayan bu köprü tehlikeli olduğundan bisikletlilere yasak. Kontrol noktasında askerler epey bir kimim ve nereye gidiyorum sorularıyla beni oyaladıktan sonra bir kamyona kuyruk olmama yardımcı oldular. ‘Cola’ ispanyolca kuyruk manasına geliyor hem hayvan kuyruğu, hem de dükkan önü kuyruğu. Hayatlarının bir parçası haline gelen bu eylem için ‘colar’ fiilini türetmiş Venezuelalılar. Kuyruk olmak, oluşturmak manasında ve otostop için kullanıyorlar.

elif22

elif10Mene Grande yolunda ilerlerken sıcaktan ve açlıktan bayılayazdığım anda bir adam beni içeri davet etti. Sonradan pişman olacağımı bilsem bile az biraz klima serinliği beni kendime getirdi. Dışarıdan anlamamıştım ama ilk kez bir cenaze evindeydim. Kaşla göz arası bana arepa ısmarlayıp, parasını da almadı. Klasik nereden geliyosun nereye gidiyosun sohbetimizden sonra yola devam etmek için ayrıldım. Yollarda dikkat etmemi söyleyip, uğurladı. O kadar çok insan yollardaki çetelerden bahsetmiştiki, ister istemez tedirgindim. Kocaman bi araç beni geçip bir kaç yüz metre önümde yavaşlayıp durunca ‘eyvaaah boku yedim’ diye düşünmekten kendimi alamadım. Oysa şöför sadece iyi kalpli bir insandı. Yanına yaklaşmamı bekleyip elindeki kutu kolayı açıp bana uzattı. Bir yıl kadar önce başka bisikletlilerle karşılaşmış. İtfaiyeye gittiğimi söyleyince az bir yolumun kaldığını söyleyip, bir şeye ihtiyacım olursa diye oturduğu yeri tarif etti. Üç şişe de maden suyunu arka bagajıma sıkıştırdı.

elif9Kolanın ve hesapsız iyiliklerin aşkıyla bir çırpıda Mene Grande’ye vardım. İtfaiye binası hemen yol üzerindeydi. Çok sık olmasa da yolculara alışıktılar ve beni de hemen kabul ettiler. Klimalı iç içe iki odadan oluşan muayene odasına yerleştim. Klimalı tarafa çamaşırları asıp, klimasız alanda da mışıl mışıl uyudum.

elif11elif2elif3Ertesi gün mutfak sohbetlerinden öğrendiğim şaşırtıcıydı. Burada kadınlar evrak ve ıvır zıvır işlere bakmıyordu bizzat itfaiye eri olarak çalışıp, yangın söndürmeye koşuyorlardı. Tabii mutfak ve yemek işlerinden kaçış yoktu. Yüzbaşı ile sabah ilk açılan petrol kuyusunu ziyaret ettik, yol boyu beni Valeria’ya bisikletle gitmemem için uyardı son kontrol noktası ile şehir arasındaki 30 km alanın tekinsiz olduğunu ‘los cerebros’ çetesinin insanları soyduğunu filan söyledi.

elif8Laflarından ziyade araba tuttuğu için zaten yola çıkacak gibi değildim. İstasyona varınca biraz uzandım, sonra öğlen yemeği derken Yüzbaşı ve bir grup itfaiye eriyle ‘serpentarium’ – yılan merkezine yola çıktık. Trujillo’da halka açık hafif hayvanatbahçesi kılıklı bir yılan merkezi var. En azından öldürülmediklerini düşünmek ferahlatıcı tabii ama gönül isterki daha bi doğal ortamda daha bi geniş alanları olsaydı. Dört ayak üstüne düşmek bu olsa gerek, Dünyadaki en yüksek tepeye dikilen en büyük heykeli ziyaret etme imkanım oldu bu sayede, ‘Monumento a la Virgen de la Paz‘.

elif7elif6elif5elif4Saat geç olduğundan beni yolda bırakmadılar, taaa kalacağım bir sonraki WS evsahibimin evine kadar götürdüler. San Rafael de Carvajal, Valera’nın kuzeyinde, minik bir şehir ancak bisikletle gelmediğim için çok da fazla bilgim yok. WS ev sahibim Hector Manzanilla’da bisikletçi ve tura hazırlanıyordu.

Hector Manzanilla

OLYMPUS DIGITAL CAMERAAslında bir iki gün kalıp hem günlük hem de fotoğrafları güncellemek istememe rağmen önümdeki zorlu tırmanışları düşünüp ertesi gün yola koyuldum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAelf7elf4OLYMPUS DIGITAL CAMERAHector ve iki arkadaşı da Timotes yol ayrımına kadar benimle pedalladı. Timotes yolu git git bitmek bilmedi. 15 km kala benzincide mola verdim. Kafeteryayı işleten aile benden para almadıkları gibi çikolata ikram etiler. Beraber fotoğraf çektirip, şapka hediye ettiler.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAÖnümde uzun upuzun rampayı tırmanırken Timotes’ten bir bisikletçiyle karşılaştım. Nerede kalacaksın vesaire sorularından sonra eşini arayıp beni evlerine davet etti. Timotes’in hemen başındaki evlerine akşam karanlığında vardığımız da rampa halen devam ediyordu. Eşi başta soğuk davransa da benden bir tehlike gelmeyeceğini sezip rahatladı. Önce duşa atladım daha sonra hep beraber yemek yedik, erkenden uykuya çekildim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERASabah erkenden yola çıkmama rağmen tek şerit rampada tırmanmak hayli zordu. Trafiği engellememek için az binip az iterek şehirden çıkar çıkmaz pedala kuvvet tırmanmaya devam ettim. Timotes Ant dağlarının koynunda kurulu ilk minik şehir. Düz hiçbir sokağı yok diyebilirim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAŞehrin dışında rampa çıkışı devamında harika bir bakacak noktasında tüm vadiyi ve Timotes’i seyretmek mümkün. Devamında Chachopo isimli minik dağ kasabasına vardım. Her yer yemyeşil ve toprak inanılmaz bereketli, önüm arkam sağım solum sebze dolu.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAYine yol üstünde bir benzincide mola verip öğlen yemeği yedim. Çok gecikmeden rampa çıkmaya geri döndüm. Dağlar, yeşillikler hepsi bana canımın içi Doğu Karadenizi hatırlatmaktaydı. Minik minik yerleşimleri geçip, güleryüzlü insanlarını selamladım. Kah fotoğraf çekme bahanesi, kah manzara seyretme bahanesi derken saat akşam 17:30 sularında yol kenarında minik sebze meyve dükkanlarında kremalı çilek satan ana kızla sohbet etmek için durduğumda bana kremalı çilek ikram ettiler. Ben de minik kıza kendi yaptığım incili yüzüğü hediye edince elma yanakları şaşkınlıkla daha bir kızardı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERABiz sohbet ederken usul usul tepeye yükselen sis bir açılıp bir kapanıyordu. Yolcu yolunda gerek diyerekten yola koyuldum. Ancak sis iyice çökmeye hava da kararmaya başlamıştı. Acilen kalacak bir yerler bulmalıydım. Yolda gördüğüm köylülere sorunca varmaya çalıştığım Pico Augilar’a varmam mümkün değildi. İlerideki lokanta bazen yolcuları kabul ediyor dediklerinde yola devam ettim ama lokanta kapı duvardı. Veranda da uyuyabilirdim ama açık bıraktıkları ışık yüzünden kabak gibi ortada olmak hoşuma gitmedi bir de bağlı olsa bile havlayan köpek yüzünden uyumam mümkün olmayacaktı. Geri dönmek de istemiyordum, onca rampayı boşuna mı çıkmıştım. İlerlemeye devam ederken de yol kenarında kamp atacak yer aranıyordum. Karanlıkta hayal meyal yolun solunda araçların park edebileceği bir alan görünce hemen bisikleti çektim. Çalıların arasından bisikleti geçirip yolun aşağısına indim. Yoldan fark edilmeyecek bir mesafede alelacele çadırı kurdum ama ne kurmak çadırın sol tarafı boşa geldiği için çanta filan koymam imkansızdı. Göt kadar çadırda tüm çantaları sağıma yığıp diagonal bi şekilde 3689 metrede geceyi geçirdim. Aylardır boş beleş taşıdığım -18 C uyku tulumumda mışıl mışıl olmasa da üşümeden uyudum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERASabah platypus su torbasındaki suyum donmuştu. İlk işim eldivenlerimi elime geçirmek oldu. Sonrasında çadırı söktüm, çantaları topladım. Dayayacak hiç bi yer olmadığından az biraz debelenip bisikleti yükledim. Şimdi iş yola geri dönmekti. Sabahın ayazında kahvaltı filan etmeden yola koyuldum. İlerde gördüğüm yüksek gerilim hattını hedef belirleyip pedallara asıldım. Ancak vardığımda ikinci bir vadiye traverse atıp esas Pico Augilar’ı karşımda görünce aç bilaç tırmanamayacağımı anladım. Güneşli bir noktada buz gibi suya yulaf ve dünden hediye edilen mandalinaları katıp zar zor yuttum. Son bir gayretle rampa çıkışına devam edip Pico Augilar’a vardım. Dağcılıkta bile bu kadar yükseğe tırmanmamışımdır sanırım 4060 metre. Tepeye vardığımda karşılaştığım ilk kişi bana guayaba ve şekerle yapılan lokuma benzeyen tatlıdan ikram etti. İlk işim fotoğraf çekmek oldu sonrasında sıcacık kahve ve ‘arepa con queso’ peynir dolgulu arepa ısmarlamak oldu. Arepa mısır unuyla yapılan hamura elle yuvarlak yassı şekil verip, ızgarada pişirilen ve ekmek yerine geçen bir yiyecek.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAHer çıkışın bir inişi vardır elbet. İki günde çıktığım dağı yarım günde iniverdim, daha hızlı inebilirsiniz tabii ama virajlar o kadar kapalıydı ki, cesaret edemedim. Ah bir de geçtiğim tüm yerleşim yerleri çok ama çok güzeldi, hepsinde kalasım geldi. Hatta müthiş manzarası olan bir itfaiye istasyonu görünce epey kararsız kaldım ama 4. Dünya Bisiklet Forumuna yetişeceksem tembellik etmeyip yola devam etmeliydim. Ayrıca Merida’ya gelmeden minik bir yerleşimde WS evsahibim Johana beni beklemekteydi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAYine kah durup manzara bakmaca, kah fotoğraf çekmece derken saat 15:00 sularında Tabay şehrini geçince kendisini aradım. Bir kaç km ilerdeki benzincide buluşup asma köprüye ilerledik. Motorsiklet geçmesin diye köprünün başına demir korkuluk yapmışlar bisikleti geçirmem için çantaları filan sökmem lazımdı üşendiğimde uzun yoldan nehri dolanmaya karar verdik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAKüçük oğlu Thomas ile yaşadığı evine varmamıza 5-10 dakika kala ne kadar dikkat etsem de yolu kendinde hak gören dikkatsız ve bir o kadar pervasız yerel otobüs şöförü otobüsün ortasıyla arka çantama çarptı ve düşürdü yetmezmiş gibi ezip geçmeye çalıştı. Sanırım 1-2 metre kadar yerde sürüyüp sonunda komple bisikletimin üzerinden geçti. Johana’nın çığlıklarıyla ancak durdu. Kazanın şokuyla ayağa fırladım. Bacaklarım çalışıyordu çok şükür. Sevincim bisikletimin halini görünce kursağımda düğüm oldu. Etraftan koşanlar bile ayakta olmama şaşırmışlardı. Sinirle şöföre girişmek için atıldığım da koluma girip yatıştırdılar. Ancak kırılan plastik şişemi fırlatabildim kendisine 🙁

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Akşam dünyanın neresinde olursa olsun saat kaç olursa olsun sanki bilirmiş gibi ilk Gürkan ile yazıştım. O kadar şaşkındım ki, hastaneden ve trafik dairesinden dönünce duş alıp çantalarımı gözden geçirmeye karar verdim. Arka çantalarımın ikisinin de altı patlamıştı boydan boya, ön çantalarda da delikler vardı. Derken gecenin 3:00’ünde tencere setini çıkardım. Yaklaşık bir üç santim göçmüştü. Dizimden sonrasının tutmasının bir mucize olduğu vartayı atlatmıştım o an dank etti. Yaşıyordum ve gerisi boştu. Rüyasız bir uykuya yattım.

↓