İsrail ile anlaşma ya da Don Kişot’un maceraları-19 Aralık

Hiç kimse artık dünya devletlerinden savaş yenilgileri sonrası Mondros gibi büyük nihai andlaşmalar beklemesin. Artık müeyyideler yaptırımlar yenilgiler ‘ikili andlaşmaların’ ruhunda saklı.

Avrupa’yla 3 milyara yapılan ‘mülteci andlaşması’ ve sonra İsrail’le şimdilik karakalem seviyesindeki andlaşma maddeleri, ve Suriye ve Irak’tan geri çekilme, İslamcı iktidarın ‘yenildiğini’ ‘geri çekildiğini’ ‘müeyyidelere zorlandığını’ ‘tükürdüğünü yaladığını’ ‘elinin zayıflayıp kabullendiğinin’ çok açık hazin işaretleri.

Suriye’den Rus uçak kriziyle geri çekildiğini, sınırı bir santim artık aşamadığını, Musul’a gönderdiği askerleri anında geri çektiğini, ve sonra Avrupa’yla mülteci antdlaşması ve sonra bugün henüz karara bağlanmamış İsrail andlaşmalarını üst üste topladığınızda, hezimet içinde bir ‘diplomatik manzara’ çıkıyor ortaya.

Bu ‘geri dönüşler’ ve ‘tükürdüklerini yalama’ları topladığınızda karşınıza şüphesiz Osmanlı’yı topyekün teslim alan bir Mondros Mütarekesi çıkmıyor. Ama dört nala Mondros Mütarekesine sürüklenmeyi anlamış görmüş yaşamış İslamcı iktidar artık bu kıyameti ‘durdurmak’ ‘frenlemek’, geri adım atarak cephe gerisinde ‘zaman’ kazanmak ve bu andlaşmalarla diplomasisini sil baştan revizyona sokma telaşı içinde olduğu gerçeği ortaya çıkar.

Ya da bu siyasi hamleleri tek tek topladığınızda İslamcı iktidarın dört yıl sonra nihayet‘duvara tosladığını’ zımnen artık kendisi itiraf ediyor, anlamına geliyor.

Şam’da Emevi Camii’nde Cuma namazı kılamadığımıza mı yanalım şimdi müslüman kardeşler ve Hamas’ı savunmak için bütün miting meydanlarında Rabia işaretleriyle kaldırdığımız dört parmak sembollü elimize kendimiz tükürmeye başladık, buna mı yanalım.

Bu siyasi hamleler ‘duvara tosladıklarını’ kendilerinin nihayet fark etmesi değil, birileri İslamcı iktidarımızın kafasından tutup parçalaya parçalaya kafası yerine gelsin diye duvara vuruyor.

TÜKÜRDÜĞÜNÜ YALAMA ANLAŞMASI

İsrail andlaşması İslamcı iktidarımız için çok da şaşırmadığımız ve bolca hazin ve artık alaya alınan örneğini gördüğümüz bir yeni ‘tükürdüğünü yalama’ andlaşması.

Son birkaç aydır cereyan eden Irak’taki ve Suriye’deki diğer zorunlu kalınıp geri adım atılmış siyasi hamlelerle toplandığında ben ortada daha büyük bir vehamet görüyorum.

Biliyorsunuz Alman otomobil yarışçısı Michael Schumacher ve ünlü sanatçımız Kenan Işık halen ‘komadalar’.

Bilinçleri kapanmış derin komada bir İslamcı iktidar, artık duadan başka bizim de şansımız yok.

İslamcı iktidarın Suriye seferiyle başlayıp hezimetle devam eden siyasi hamleleri Türkiye’yi idare edenlerde ‘yoğun beyin hasarı’ çoktan oluşturdu.

Kalıcı bir bitkisel hayata girdiklerini bu andlaşma ve geri çekilme adımlarına bakıp rahatlıkla teşhis mümkün.

Çünkü ‘canlanma belirtisi’ hiç yok.

Asıl dert edinmemiz gereken şey İsrail bu andlaşmayı muhalefetsiz meclissiz ‘komada zihni kapalı’ bir hastaya imzalatıyor.

O korktuğumuz o felaketi anlayacak ‘başımız’ medya ve komuoyu ve muhalefet yerinde değil.

Ağır travma sonrası beynin bir çok organıyla irtibatını kesmesine felç, halk arasında ‘inme’ denir.

İsrail’le masadan sızdırılan andlaşma metinleri İslamcı iktidara ‘inme’ geldiğinin işareti.

FİKİR ÜRETMEK BUNLAR DEĞİLDİR

Çünkü kardeşlerim.

İnsan bilincinin açık olduğuna dair en kilit işlevi: geleceği kurgulamak ve bir fikir ileri sürebilmeyi becerebilmektir.

Bu iktidardan ve sözcülerinden bugüne kadar diplomatik gerçekliğe uygun bir fikir gördünüz mü?

Suudların komutasında bir askeri andlaşmaya söz verecek kadar delirmişler.

Kardeşlerim.

Orta-Doğu ve Esat konusunda ‘takıntılı hale gelmek’ bir fikir değildir.

Olmayan ‘gaipten’ sesler duyup Osmanlı naraları atmak bir fikir değildir.

Beynin İranla işidle pkk’yla ‘kısır döngüye’ küfürleşmeye restleşmeye bedduaya girmesi bir fikir değildir.

Yandaş medyanın ve tümüyle İslamcı basının ‘sahte ses’ ‘sahte düşman’ ‘sahte görüntü’ilan etmesi üretmesi bir fikir değildir.

Dünya ve diplomasi net açık ‘gerçekler’ ‘olgular’ üzerinden harekete eder.

Beyin, kütlesi ağırlığı karşılığı hak hukuk terazisi menfaat çıkar ilişkileri olan nesnel gerçeklik üzerinden konuşmak fikir üretmek tasarlamak zorundadır.

Osmanlı rüyası, Suriye seferi, Moskova seferi, bunlar ‘halüsinasyon’, bunlardan fikir olmaz, bunları ortaokul çocuklarına anlatmak başka, gerçek dünyada bu boş hayal imgelerle siyaset yapmak başka.

İslamcı İktidar meydanlarda tüm dünyaya kaldırdığı işaretli dört parmaklı sembollü kendi eline tükürecek kadar DERİN KOMADADIR, an itibariyle Türkiye’nin bekası iradesi bu derin komadaki bilinci kapalı, Suriye savaşıyla bir dizi travma sonrası haşat haline gelmiş beynin elindedir.

Soralım, derin komaya girmiş bilinci artık ‘gerçeğe’ ‘nesneye’ dış dünyaya kapalı, zihni çökmüş bu hastayı, travmaya sokan neydi?

Şuydu, İnsan çok ve olmadık hayaller kurarsa ve hayalleri elli yıl sallayıp üfürüp tekrarlarsa, beyin, olmayan hayalleri, gerçek ‘anılarmış’ gerçek yaşanmış hikayelermiş gibi ‘beyne kaydeder…’

Sezai Karakoç Necip Fazıl şiiri okumak başka, Sezai Karakoç şiiriyle ‘oyun kurup’ ‘diplomatik hamlelere girişmek’ Suriye’ye sefere çıkmak başka.

Beyinlerini gerçekle hakikatle acılarla merhametle değil rüyayla fanteziyle tıka basa doldurup, adına, fikir, ideoloji dediler.

O beynin içine, işsizliği üretimi gücü ağırlığı ‘gerçekliği’ hiç ama hiç kaydetmediler.

Travmanın sebebi: zihin artık Irak’a baksa Suriye baksa Rusya’ya baksa İsrail’e baksa Avrupa’ya baksa, kiminle konuşmaya çalışsa, bomboş, boşluğa bakıyor gibi, beyin bomboş, beyninde baktığı yerlerle konuşacak ‘gerçek veriler’ bulamıyor, beyin hayaller çamuru bataklığı içinde bir müddet debelendi ve sonra halsiz dermansız İsrail andlaşma masasında saplanıp kaldı.

Bu hastalar nefes alıp yolda yürüseler dahi gerçek dünyayı ‘önemsemez’ gerçek felaketler karşısında ‘acı çekmezler.’

Beyinleri hayali zaferlerle dolu.

Beyinleri hamasi hikayelerle dolu.

DON KİŞOT NEDEN BÜYÜK ROMANDIR

Don Kişot için neden modern dünyanın en büyük romanı denir? Oysa hikayeler hep geçmişten…

Okumuş olmalısınız, düz şekliyle değil açıklayarak söyleyeyim, Don Kişot olmayan şatolara karşı savaşmış yorulmuş ve nihayet hasta yatağında iken, Don Kişot’a ‘sen hep hayali şatolara karşı kılıç çektin, onlar yoktu, olmayan düşmanlara savaş açtın…’.

Geçmiş dünyada büyük kahramanlıklar yaşayıp ‘modern dünyada’ bir daha vurgulayalım ‘modern dünyada’ ezilip kaybolan artık o eski günleri bir daha bulamayan herkes için büyük derslerle dolu olduğu için, Don Kişot modern çağın açılışını yapan modern çağı bu acımasız gerçekle yüzleştirdiği için Don Kişot modern çağın en büyük romanıdır.

Don Kişot’un cevabı: ‘Onların hayali olduğunu ben de biliyordum ama o şatoların o düşmanların olmadığı bu dünyayı kabul etmedim.’

İslamcılar bu ‘gerçek’ dünyayı tıpkı Don Kişot gibi kabul etmediler, ve kendilerini Don Kişot gibi dünya teknolojisine dünya savaş makinelerine dünyanın nükleer bombaları gerçeğine kılıç çekerken hayali fantastik bir kahraman gibi buldular.

Ekmeğin işsizliğin üretimin icadın maliyetlerini üretimini yani ‘gerçek’ hayat inşa edecek fikirleri işte bu yüzden kabul etmediler.

İlkel çağdan bugüne her beyin hayal kurar, hatta bir çok memeli hayvanın bile kurduğu söylenir, hayal kurmak zahmetsiz beyne bir yük oluşturmaz, modern dünya başka bir dünya, modern dünyada hayal kurmanın yerini ‘tasarlamak’ aldı, tasarlamak başka şey, tasarlamak beynine ya da önüne bir olgu ya da nesne koyup düşünmektir, yeni bir fikir artı değer buluş icad tasarlamak, beyni yorar…

Hayalden rüya görmekten tasarlamaya hamleye üretime adım atmaya yola çıkmaya denemeye test etmeye giden yol’u İslamcı nesillere anlatacak yazarlar şairler bilim adamları olmadı. Şeyh eli öpmek birkaç mübarek hacı hocayı hürmetle ağırlayıp dualarını almak Suriye ve Moskova seferleri için İslamcı nesle kafi geldi.

Ve hatta hayalleri kahramanlıkları coşturup liderlerine çağımızın Selahattin Eyyübi yakıştırmasını bol keseden yapmayı ‘fikir’ ‘düşünce’ sandılar.

Sonunda Derin Koma’daki bu hastaya Selahattin Eyyübi mi yoksa Don Kişot mu olduğunu söyleyecek kimsecikler kalmadı İslamcı medyada!

Komadaki hastanın elinden tutup nabzını yoklayın, nabız atıyor mu atıyor, ama İsrail andlaşması da ortada, o halde, hastanın elini kaldırıp kendi gücüyle Rabia işareti yapamayacağı açık bir gerçek…

Bu acı gerçeği kabul etmeniz algılamanız mümkün mü, değil, yarından itibaren manşetlerinizde derin komadaki hastanın elini zorla kaldırıp ümmet ümmet ümmet diye bağırıp Rabia İşareti yaptıracağınızdan hiç kimsenin şüphesi yok.

Ey kurşundan mümin askerler, Allah’tan umut kesilmez, komadaki hastanın o elini pekala alçıya alabilir, alçılanıp dondurulmuş eliyle bir Rabia işareti pekala yapabilir ve alçılı Rabia heykelciklerini miting meydanlarında pekala ‘satabilirsiniz.’

Nihat Genç

Odatv.com

http://odatv.com/israil-ile-anlasma-ya-da-don-kisotun-maceralari-1812151200.html

↓