Kabilede ‘şeflik’savaşları

Her yurttaş az çok devletin ne olduğunu bilir, büyük bir siyasi hukuki ve sosyal organizasyondur, siyasi hukuki şekli şemali temel yasalarda belirtilir.

Aynı şekilde her yurttaş bir devletin ne zaman nasıl yıkılacağını da bilir, ya savaş ve iç savaşla ya da büyük bunalım dönemlerinde hukuk gibi yasa gibi en temel görevlerini yerine getiremediği zamanlar.

Ülkemizde başlatılan ‘başkanlık’ süreci ‘devletin’ ortadan kaldırılmasını hedefliyor.

Hukukun değil gücün ve gaddarlığın iktidar tarafından övülmesine çoktan başlanmıştır.

Faşizmin tehlikeli tarihi ‘resmen’ gölgesini düşürmüştür.

İç savaş dahi nerdeyse ‘politik spor’ haline gelmiştir.

Ve faşizm göstermelik bir seçimle final kupa maçına çıkmaya hazırlanmaktadır.

Bir ‘devlet’ kendi kendini niye yok eder?

Siyaset bilimciler ve akademisyenler iç savaş sporlarından başını kaldırıp bir zahmet ‘devlet’in neden ortadan kaldırılmak istendiği üzerine düşünsünler!

Devletin ortadan kaldırılıp yerine bir ‘kabile şefliği’ getirilmek istenmesinin sebebi çok basit bir gerekçeye dayanır, ‘kabileyi’ yönetmek daha zahmetsiz ve kolaydır.

Mesela bir insan aşiretinin ya da sülalesinin önde gelen simalarını yüzyüze tanıyabilir, bir büyük aile düşünün, halalar, dayılar, teyzeler, yeğenler, torunlar, hepsini tanırsınız.

Ve bu ‘yakın akrabalarla’ ilişkileriniz resmi yazılı görevler değildir yetkileri yasalarda belirtilmez, yüzyüze sıcak insani duygusal ilişkilerdir, görevden almalar ve atamaların hesabı da verilmez. Öyle uygun görülmüştür.

Mesela ‘suud krallığı’ bir aile bir kabile şefliğidir.

İlkel toplumdan bugüne ‘siyasi yapısını’ değiştirmeyen müzelik bir siyasi organizasyondur.

Kolaylıkları çoktur.

Bir şato ya da bir saray ailesiyle yönetirsiniz.

Şato ve saray ya da çadırdan yönetenlerin beş-on yardımcısı olur.

Biri parayı toplar. Diğeri ihaleleri dağıtır. Diğeri ulaktır emirleri yüzyüze iletir. Bir diğeri bilgi toplar, haberdar eder.

Bu görev dağılımının hesabı denetimi yoktur,

Kolaydır çünkü birkaç güvenilir yakın-akraba adamını bulup koskoca bürokrasiyi hepi topu on-onbeş kişiyle yönetirsiniz.

Mesela devlet kariyer liyakat sicil uzmanlıkta objektif kriterlere dayanmak zorundadır, imtihan edeceksin tarafsız davranacaksın zorlukları çoktur, kabilede, bu zorluklar aşılır, yakın-akraba yeğen amca dayı istediğin göreve atanır, tutmadı beğenilmedi, kimseye hesap vermeden görevden alınır.

Hukuki denetim hesap verme yoksa da ‘fırça atma, azarlama, kovma’ vardır.

Liyakat yerine ‘göze girme, gözden düşme’ devri başlar, bunun için siyasi taklalar soytarı şaklabanlıkları şarttır, ki çoktan başlamıştır.

Görev ve yetkiler yazılı resmi değildir, yüzyüze verilir, çağırırsın danışman damadı, git şuraya bak, ne oluyor, şimdi resmi yazılı bir emir versen cevabı üç günde gelmez, ama danışman tazı köpeği gibi koşup kulağına yetiştirir.

‘KABİLE’ SORUNLARINI DEVLETTEN DAHA HIZLI ÇÖZER

Şaşıracaksınız ‘kabile’ sorunlarını devletten daha hızlı çözer, anlaşmazlıkları devletten daha barışçıl sonlandırır.

Sebebi basittir, yasa hazırlandı komisyona yasa geldi genel kurulda tartışıldı gibi uzun‘demokratik’ süreçler yoktur.

Aynı şekilde ihtilaflı olduğun ülkelere kız verip kız alırsın ya da el altından hediyeler ya da ticari imtiyazlara göz yumarsın ve çok ciddi düşmanlıklar nihayete erer.

İnsanoğlu yüzbinlerce yıl ‘kabile’ ‘aşiret’ ‘köy’ yapıları içinde huzur içinde yaşadı, ne zaman ki büyük siyasi organizasyonlar devreye girdi, sorunlar kilitlendi.

Nüfusumuz bir köy nüfusu kadar az olsaydı sorunlarımızı oturur yüz yüze çözerdik, devletin ortaya çıkışı, nüfusun artışıyla ilgilidir ve artık huylarını soylarını hiç bilmediğimiz insanlarla iç içe yaşamaktayız ve bazen bu insanları devlet görevine atamaktayız, bu kimin eli kimin ajanı kimin cebinde belirsizliği felaketler getirmiştir.

Ancak bir devleti ortadan kaldırıp ‘kabile şefliğiyle’ devlet yönetmenin faydaları olduğu kadar zararları da çoktur.

Mesela tarihin en hızlı yayılan en bulaşıcı hastalığı dedikodulardan bitkin düşersiniz.

Sarayın aşçısı ve şöförü bakanlardan daha önemli en kilit siyasi adamlar haline gelir.

Şöförüne yaklaşmak aşçısından bilgi sızdırmak ya da sarayda görevli birine yakın akraba olmak ‘çıkar çevrelerinin’ en büyük hedefi haline gelir.

Mesela sarayın varsa kuşları kedileri köpekleri kutsallaşır, sarayın köpekleri milletin mecburen sevgilileri haline gelir, kedicikleri varsa siyasi magazinin manşetinden düşmezler.

Mesela büyü ve zehirleme girişimleri ve büyü zehirleme dedikoduları ‘suikast’ gibi konuşulur, bu yüzden kabile şefi kimseyle tokalaşmaz, Suud kralı öldüğünde sarayda kimse halkla tokalaşmadı, bunun için bir ‘tokalaşma’ maketi yapılıp dublör kullanıldı.

Mesela siyasi sosyal eleştirileri geçin, ‘gürültü’ dahi vatan hainliğine girer, korkunun sessizliğiyle huzur dolu bir toplum oluruz.

Unutmayın modern çağın en kutsanmış tabusu ve yalanı ‘çok sesliliktir’, çok sesliliğin etnik ve mezhep kışkırtmaları dışında batı dışı topraklara bir faydası olmamıştır.

Saraya su besin yiyecek getirip-götüren her insanın yedi sülalesini incelemek MİT’in ve biz ahalinin asli görevi haline gelir, şefimize yan gözle bakan şefimizin dedikodusunu yapanı ihbar ederek büyük ve geniş bir sosyal organizasyon oluştururuz, devlet istiyorsunuz, işte devletiyle buluşmuş halk, budur.

Bütçenin sınırları yoktur, kimse kontrol edemez, bir bakanlık bütçesinin ne kadarı bakanlığa ne kadarı sarayın özel ihtiyaçlarına soracak insan dahi yoktur.

SARAYDA ÇALIŞAN BİR GÖREVLİDEN KIZ ALIP KIZ VERMEK SİYASETEN YÜKSELTMENİN ÖNÜNE AÇACAK

Diyelim terfiler YAŞ kararları, rektör tayinleri, kabile şefi tarafından kendine yakınlıkları akrabalıkları bilinenlere öncelik verilir.

Atamalar tayinler sarayın kontrolünde, hatta özerk gibi yapılar merkez bankası futbol federasyonu, saraya yakın sarayın gözdelerinden seçilir.

Sarayda çalışan bir görevliden kız alıp kız vermek siyaseten yükseltmenin önüne açacak, aslında siyaseten başka türlü yükselme şekli de artık yoktur.

Ancak başkanlığın ilanı Türkiye’de yeni bir bölünme yaratacak. Başkanlığı kabul etmeyenler yani biat etmeyenler sürekli bir isyan içinde siyaset izleyecek, iç çatışmayı körükleyecek.

Mesela ‘biat etmeyenler’ bugünden öfke ve sinir nöbetleriyle açığa çıkmaya başladılar.

Birinci Manisalı Lawrence.

Manisalı Lawrence’in romantik duygulu bir isyancı olduğunu kabul edelim, otuz yıllık arkadaşları tarafından satışa getirilmenin acılarını yaşıyor, yine de Yalçın Küçük hocamızın yorumlarına muhtacız, Manisalı Lawrence’den bir ‘Torlak Kemal’ çıkar mı, Apo’ya abdest aldırtan sözleri siyasi manevraları mı köklü sapkın inançları mı, izaha muhtaç.

Manisalı Lawrence susmayacak, kellesi vurulana ya da sürgüne gönderilene ya da yakınlarına ağır müeyyideler ve korkuyla sindirilene kadar Manisalı Lawrence kabile şefliğine isyanını sürdürecek, heyecanlı bir film olacağı kesin.

Biat etmeyeceklerin ikincisi Celali Selo, ki, tez zamanda başı vurulup çubuğa geçirilip sarayın kapısına getirilecek.

Biat etmeyeceklerden üçüncüsü, Düzmece Abdullah.

Düzmece Abdullah ‘sinsi’ olduğu için uzun bir süre daha yaşayabilir¸ ancak, Düzmece Abdullah’ın taraftarları onu bir çıkış’a yani ‘yanlış’a sürükleyecekleri ortada.

Yani Düzmece Abdullah’tan da bir hayır geleceğine kimse inanmıyor, ancak gölgeler karanlıklar içinde hayaletsi varlığını koruyacak.

Dördüncüsü, ki en tehlikelisi Bizans kardinalı Fetodriç.

Uzun yıllardır Haçlılar’ın Bizans kartalı Fetodriç’in yine gizli dinleme maceralarına gömüleceğiz.

Fetodriç’in saraya bir suikast timi olarak bir koruma polisi sokup sokmadığı halen gizemini taşıyor.

Olmazsa, sarayın lağım kanallarından sokulacak bulaşıcı zehir taşıyan farelerin saraya ne zaman sokulacağı haberleri gündemini koruyacak.

Olmadı, havadan güvercin ayağına takılan kameralarla saray gözlenecek, olmadı, sarayın üstünden ishal olmuş ve dışkısı radyasyonlu kuşların uçurulduğu haberiyle sarsılacağız.

Osmanlı çöküşünü Abdülhamit’e borçludur, ki Abdülhamit Balkan Savaşları’nı sarayından yönetmiştir, ancak o günlerde ‘iletişim’ teknolojisi gelişmemişti, saraydan bir ulak’ın ya da telgrafın Balkan dağlarına gitmesi haftalar alıyordu, şimdi öyle değil. Abdülhamit’in emirlerini hızla taşıyan bugünkü teknoloji olsaydı Osmanlı çökmezdi.

Kabile yönetimi sağlıklıdır, zahmeti zorluğu yoktur, anında karar alınır, sümen altı sürünceme hiç yoktur.

Kabile yönetimi yüzyüze tanınan karakterleri duyguları heyecanları sadakatları çok iyi bilinen aile ve yakın çevreden oluştuğu için ‘kusursuz’ ‘hatasız’ bir yönetim başarısı gösterir.

Kabile şefliğiyle yönetilen Suud Krallığı Orta-Doğu’da tek bölünmeyen parçalanma tehlikesi yaşamayan ve zenginlik ve şatafata gömülmüş masalsı bir ülkedir.

Demokrasi, hukuk, kuvvetler ayrılılığı gibi çok başlılık, hızlı karar almayı engeller, siyaseten insanları ve toplumu yorar.

Kabile şefinin ‘zorba’ ve ‘gaddar’ ve katıksız bir dehşet salması ise düşünülemez, çünkü kabile şefi, atalarının geleneklerine ve dinine göre Allah karşısında sorumludur, hakkaniyetten şaşmaz.

Devlet ve demokrasi elden gidiyor korkusuna kapılıp kanımızın donması sadece okumuşların kuruntusudur, her insan bilmediği şeyden korkar.

Açın siyaset tarihini okuyun, dünyanın en huzurlu en sağlıklı ve bölüşümü en ideal toplumları ‘kabile’ toplumudur.

Devlet organizması büyüdükçe sorunlar içinden çıkılmaz hale gelir ve hakkı yenenler eşitsiz hat safha çıkar.

Bir konu hakkında bakanlar kurulunda ve mecliste günlerce tartışmak modern toplumun en büyük hastalığıdır.

Çünkü ‘tartışma odaklıdır’, sorun çözme odaklı değildir.

Kabile şefi tartışmaz, sorunu çözer.

Hepimizin beyinleri aklı fikri devlet ve hukuk ve demokrasi yalanıyla yıkandığı için panik yaşıyoruz.

Kabile şefimiz başkanlığını ilan ettiğinde bu korkudan milletçe uzaklaşacağız ve kabile şefimizi, ailesini, aşçılarını, kedilerini kutsayarak sevmeye başlayacağız.

Unutmayın, demokrasi ve yurttaşlık, bir Avrupa Hastalığı’dır.

İki yüzyıldır içine düştüğümüz bu gavur kafir hastalığından pek yakında kurtuluyoruz.

Birkaç saniye olsun sadece hayal edin: yeniden o saadet dolu hayaller içinde günlere dönüyoruz.

Nihat Genç

Odatv.com

↓