Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime

Zaman Gazetesi’ne ‘kayyum’ atanıp susturulmasına sessiz kalamayız.

On yıldan fazla süre askeri okullarda, üniversite sınavlarında, KPSS’de, soruları çalıp, askere ve muhaliflere casusluk fuhuş hayvanlarla seks yapıyorlar iftiralarını atmış olsalar da, insan hakları diye bir şey var.

Daha vahimi Cumhuriyet Gazetesi’nin sık sık dile getirdiği gibi ‘hak ve özgürlük’ diye bir şey var.

Niçe bir yazısında özgürlük konusunu tıpkı Cumhuriyet Gazetesi gibi şöyle değinmişti:

‘Ankara’nın bağları da büklüm büklüm yolları

Ne zaman sarhoş oldun da kaldıramıyon kolları’…

Görüldüğü üzere Niçe, ‘kolların kaldırılamayışını’ diyozenizmle açıklar, aşırı sarhoşluk hali, özgürlüğün en dip rüya hali, burada kişi, o kadar özgür ki, ne soran var ne mahkeme eden, kişi de yetmiş milyonluk ülkede bu özgürlük halini müritleriyle trans halinde dümbelek göbek eşliğinde çalıp çırpıp lüpleyip kutluyor.

Ki, Adorno da Niçe’den alıntılayıp ünlü ‘Nalına da Vur’ kitabında şöyle yazar:

‘Nalına da vur mıhına da vur

Vur dünyanın çarkına vur,

Şeytana da sor meleğe de sor

Dön bir yolda kendine sor…’

Son cümleye dikkat edelim, yazarımız dön bir yolda kendine sor diyor, peki yazarımıza göre neyi soralım, devam ediyor. ‘Rakı içen öldü de su içen ölmedi mi?’

BENCE DE VAKİT TAMAM

Bu kitabında yazarın rakı mı su mu içelim sorunsalına özellikle şeytana ve meleğe sormasının ilahi bir anlamı vardır ve bu felaketlerin başımıza gelmesinin sebebi bence de meleğe ve şeytana sormamamızdır, yani, melek ve şeytanlardan sorumlu şeyhimize sormamamızdır.

Görüldüğü üzere bu sonsuz özgürlük kitabında dümbelek çalıp göbek atanlar sadece müminler değil dümbeleğe şeytanlar ve meleklerin de yani bu sarhoşluk haline bütün göklerin katılıp bir nevi kainatın sarhoşluk halini anlatır.

Gerçekte ‘özgürlük’ bütün kainatın mutlulukla devaranadır, ki, Eınsteın da bu fikirdedir.

Eınsteın bu özgürlük haline ‘nasıl’ sorusuyla yaklaşır, şöyle:

‘Cemilem’in gezdiği dağlar meşeli imanım

Haydi üç gün oldu Cemilem bu derde düşeli

Gaydiri gubbak Cemilem

Nasıl nasıl edelim biz bu işe…

Nikahımızı kıyalım…’

Dikkat ederseniz ‘nasıl edelim’ sorusu altından ‘nikahın kıyılmasından’ söz ediliyor, ki bu mutlak özgürlük halinin bozulmasının ‘nikahla’ ilişkisine dikkat ediyor.

Ancak Spinoza ‘sonsuz özgürlük hali’ni doğa felsefesiyle şöyle açıklar:

‘Dumanlı başları göklere ermiş

Yedi renk üstüne hareli dağlar

Yan yana yaslanmış el ele vermiş

Ezelden ebede sıralı dağlar…’

Görüldüğü üzre, bu manevi özgürlük yağma talan dağları ezelden ebede sıralanmış, ve başındaki kişinin de başı dumanlanıp göklere ermiş, ki, Türk tarihinin yetiştirdiği en büyük filozof Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya son yazısında kainatın özgürlük imamına şöyle seslenmişti: ‘Haydi Abbas vakit tamam, akşam diyordun işte akşam…’

Bence de vakit tamam.

Göksel bir yağma talan iftira şenlik düzeni içinde özgürlüklerini yaşayan hatta bütün insanlığın gelmiş geçmiş bütün özgürlüklerini yağmalayıp talan edip Pensilvanya’da depolayan bu ilahi varlıkların gazetelerine dergilerine şirketlerine el konması tam bir vahşettir, özgürlüklere karşı girişilmiş kayyum ataması karşısında asla sessiz kalamayız, bakın Chorchill ne diyor:

‘Çayelinden yukari giderim yali yali

Sırtındaki sepetin ben olayım hamali…’

Ki, doğrudur, hepimiz bu ilahi özgürlüklerin yerel şiveyle ‘hamali’ olmalıyız.

Toprağımızın gelmiş geçmiş tarihinde anaların doğurduğu en büyük liberal filozof Ali Bayramoğlu bu ilahi özgürlük sorununa bir tekke ilahisiyle yaklaşır:

‘Bayrami imdi bayrami imdi

Hak ile bayram kılalım şimdi…’

DÜMBELEK EŞLİĞİNDE GÖBEK ATMAYA DAVET EDİYORUM

Dikkat buyurun, yağma ve talan ve iftira özgürlükleri hak ile bayram kılmak ve dikkat buyurun, filozofumuz ‘soyadıyla’ özgürlüklerin önünü açıyor, tabii ki bayram harçlığını da alıyor.

Etyen Mahçupyan’ın ‘Ham Çökelek’ kitabı ise, yıllar yılı içinde içerden yazılar yazdığı özgürlük ülkesine çok daha farklı bir yaklaşım sergiliyor:

‘Dönü dönü ver de ah sekerek

Boğazına dursun ham çökelek

Geli geli ver kız sekerek

Ümüğüne çöksen ham çökelek…’

Bu ham çökelek kitabında sanırım, yıllar yılı yediği yemediği özgürlükler, filozofumuzun boğazını buruk bir tad bırakıp düğümlüyor.

Ancak tarihin yetiştirdiği en büyük özgürlük generali Selahattin Demirtaş’a ülkemizin yetiştirdiği en büyük ‘pişman’ kadın filozof Nuray Mert’in yazdığı yazdığı sitem dolu kitabı unutmamalıyız, kitap, özgürlükler konusunda ülkemizi insanlığı aydınlatmış ve halen halkımız bu kitabın kutlamalarını dağ bayır hendek ova kutlamaktadır, kitap şu cümlelerle başlar:

‘Çıkalım Nemrut dağına

Kurbanım yanağına

Gel beraber bakalım

Güneşin doğuşuna….’

Güneşin doğuşu özgürlüklerin ülkemize törenle getirilmesini anlatıyor, ancak, kitabın ikinci sayfasındaki şu cümlelere ne yazık ki polis tarafından el konulmuştur:

‘Le lele Sakine

Niye gittin tütüne

Gel beraber kaçalım

Bak gidiyor makine…’

Ki, buradaki ‘kaçalım’ ve ‘makine’ laflarından kuşkulanmamak elde değil.

Ancak özgürlüklerin ve insan hakları ve basın etiği ve insanlığı nasıl savunmamız gerektiğini bize öğreten Mehmet Barlas, Ahmet Altan, Cengiz Çandar, Engin Ardıç ve Mehmet Altan’ın ortak kaleme aldıkları ‘Leyla’ kitabından bahsetmezsek ülkemizdeki yasak ve susturmalar karşısında hiçbir şey yapamayız.

Türkiye’nin ve özgürlüklerin önünü açan bu muhteşem kadronun otuz yılda yazdığı bu harika kitap şöyle başlıyor:

‘Farkında değilsin zaman geçiyor

Biraz eğlen fırsat elden kaçıyor

Kim ne yapsa aynı yere göçüyor

Bas bas paraları Leylaya

Bi daha mı gelicez dünyaya…’

Çok doğru bir tespit. Dünyaya bir daha mı gelecez.

Mesela ben bir daha dünyaya gelsem özgürlük ve insanlık ülkesi Zaman Gazetesi ya da Cumhuriyet Gazetesi’nde gelmek isterdim.

Velhasıl,

Zaman Gazetesi’ne yapılan polis baskınını kınıyor ve özgürlüklerimizi elimizden alındığını haykırıyor ve herkesi yukardaki adı büyük şanı büyük filozoflarımızla birlikte, dümbelek eşliğinde göbek atmaya davet ediyorum.

Ve bu özgürlük savaşına ben de naçizane son yazdığım eserimi özgürlük kahramanlarına ithaf ederek gönderiyorum:

‘Urfalıyım eeeezeldeeeeeen

Gönlüm geçmez güüüüüzeeelden vaayyy’.

‘Ağam olasaaaaan Ömeeeer,

Paşam olasaaaan Ömeeeeer, vay…’

Vay ki, vay!

Nihat Genç

Odatv.com

http://odatv.com/kimseye-etmem-sikayet-aglarim-ben-halime-0503161200.html

↓