Kolombiya Notlari V Bogota

Bogota’da bizi Mateo ve Omar misafir etti. İki pırıl pırıl genç (kesin yaşlanıyorum, pırıl pırıl genç ne be!) Bogota Üniversitesinde psikoloji okuyorlar. Çevre sorunları, sosyal sorunlar ve politikayla da ilgililer. Ders çalışmadıkları günlerde beraber şehri gezebildik.

Bogota’da şehir merkezinin dışında kaldığımdan mıdır, şehir zaten dağın başında olduğundan çok fazla yokuşu olmadığından mıdır bilemedim bana çok ferah feza gözüktü. Şehrin bir ucundan diğer ucuna gidebileceğiniz transmilenia’yı takip eden bisiklet yoluna ise bayıldım. Sabah, akşam istediğiniz saatte risksiz bisikletle ulaşım keyfi, tek sorun belli saatlerden sonra sokakların pek de tekin olmaması. Mateo’nun babasına sersemletici bir şeyler koklatıp soymuşlar bir sefer 🙁

Bu arada her doğan canlı gibi kedi kızım da tam gaz büyüyordu. Vazgeçemediği en sevdiği oyun hala insanların bacaklarına oradan da omuzlarına tırmanmak 🙂 Casa Ciclista de Medellin hatırası Manuel sayesinde ismi de Cuchumelo olarak  dilimize yerleşiverdi.

Mateo’nun evinden şehir manzarası

Biraz da sokak fotoğrafı 🙂 Öyle aman aman gezemedim çünkü ilk bir kaç gün yükseklikten dolayı kalbim küp küp atmakta 15 – 20 dakika bir seyler yapmaya göreyim hemen yorulup, yatma isteğiyle baş etmem gerekti. Kimbilir belki de sadece rehavetti.

Ve tabii 60+ süperbabaanne Deniz Dağaşan ile randevulaşıp, tanıştık! Kendisiyle çok fazla görüşemedik ya da zaman çabuk geçtiğinden bana yetmedi, umarım sohbetlerimize kaldığımız yerden devam edecek fırsatlarımız olur. Yol haritalarını, fotoğraflarını takip etmek için buyrunuz; gezgindenizkizi

İspanyollar her gittikleri yerin etrafındaki en yüksek noktaya bi kilise kondurduklarından, Bogota’da nasibini almış tabii. ‘El Señor Caido – Fallen Lord’ (Düşmüş Efendi) Türbesi ile birlikte neredeyse 3000 metrede yeralan kiliseye ister yürüyerek ister teleferik ile ulaşmak mümkün

Kilisenin bahçesindeki patika ise İsa peygamberin ölüm cezasına çarptırılması, sırtında haç ile yürüyüşü, çarmıha gerilmesi ile ilgili heykellerle dolu, patika boyu sırasıyla olanları takip edip kiliseye ulaşılıyor.

Bogota manzarası ve Monserrat kilisesi

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Dönüş yolunda yine en öndeki vagona binmiştik, son anda liseli veletler gibi koşarak en arka vagona geçtik ki fotoğraf için geniş alanımız olsun. Bu fotoğraf da bana hiç alakası yok ama Miyazaki ustanın spirited away isimli animasyon eserini çağrıştırdı.

Eh Bogota’da olup da Botero müzesine gitmemek büyük kayıp. insanları hayvanları tombul vücutlar ve küçük kafalar olarak betimleyen değişik ve elbetteki kendine has bir tarzı olan sanatçı.

Anton’u yolculadıktan sonra bir kaç gün daha kaldım Bogota’da kendime bir güzellik yapıp paraya kıyaraktan eldiven ve ön far aldım. nazarlar değmesin henüz kaybetmedim 🙂

Omar ile beraber Meksika Kültür Merkezi önündeki halka açık ve bedava salsa kursuna katıldık, bence herkes bi 10 dakikalığına işi gücü bırakıp dans etmeli! Sonra da bit pazarının yolunu tuttuk.

keci sutu insana maco cesareti bulastirir!

keci sutu insana maco cesareti bulastirir!

Ve artık güzelim Bogota ile vedalaşmam gerekti. Tırmanmaya devam ederek Sumapaz Ulusal Parkına varıp, parkı boydan boya geçtim. Yol boyu beni uyaranlar oldu, iki sene önce gölde ceset bulunmuş, orada yaşayanlar pek de iyi insanlar değiller diye diye epey bi korkuttular ama yılmadım ve yoluma devam ettim. Yolda karşılaştığım insanlar ise gayet iyi insanlardı. Bir aile tuvaletlerini kullanmama izin verdi. Bir kadın yol epey bozuk, çalışma da var ancak 17:00 civarı varırsın diyerek en doğru yol tarifini verdi.

Paramo tarifi imkansız, muhteşem bir doğa harikası. Sanki dünyanın akciğerlerinde pedallıyormuş gibi hissettim. Bir girdim sisler içinde zaten göz gözü görmüyor, askeri kontrol noktasından sonra sis kalın bir battaniye gibi sardı etrafımı. Tüm bitkiler havadaki nemi alıp suya çeviriyorlar, öyle ıslak ki etraf, durduğumda bitkilerin nefes alışverişini duymam içten değil! Elbetteki buralar bildiğimiz ulusal parklardan değil içinde yaşayan insanlarla beraber ulusal park ilan edilmiş, dolayısıyla sağda solda bir iki evle karşılaşmak kaçınılmaz ama yol boyu bir ben ve bir de bilek boyu çamura batmış şose yolduk. Cuchumelo kızım ise genelde çok usluydu ve hep uyudu bir iki kere tuvalet için dışarı çıkardım.

Kah binerek, kah iterek 3900 metrelere ulaştım, San Juan de Sumapaz varmak istediğim noktaydı, saat geç oluyordu pedallara asıldım bir ara çamurdan ve taşlardan bir kayış kaydım ki, hah uçuyoruz yardan aşağı kızım derken toparladım. Nasıl toparladım orası da bir muamma ama saat 17:30 gibi asfaltı görünce bacaklara derman geldi. Kafamın tepesine kadar çamura bulanmış bir halde San Juan’a vardım.

Kalacak yer vs soruştururken buranın valisi gencin yanına götürdüler, lokantada arkadaşlarıyla yemek yiyip içiyordu sağ olsun bana da bir teklik aguardiente ikram ettiler. Soğukta valla iyi gitti, hatta çorbada söylediler ama maalesef etli olduğundan kabul edemedim. Kalmam için misafirhaneyi açtırdı. Hava buz gibi olduğundan, ben de iyice soğuduğumdan soğuk duşu pas geçip üzerimi değiştirip yatıp zıbardım.

Arkası yarın millet çok uzun olunca kimse okumuyor biliyorum 🙂 Yeni yazıyı da en kısa zamanda ekleyeceğim. Kocaman Kolombiya yaz yaz bitmiyor 🙂

Merak edenler, takip edenler şu an Ekvator’dayım. Yakında Peru’ya geçeceğim. Dağlardan ayrılmadan kısmetse yola devam. Kedisiz ve sevgisiz kalmayın.

↓