Nihat Genç: Taklit intiharlar-4 Aralık

Beynimizde başkalarının ne yaptığıyla çok ilgilenen özel nöronlar var, ayna nöronlar.

Sürü psikolojisini yüzyıldan daha önce Le Bon ‘Kitlelerin Psikolojisinde’ yazdı. Bir isyan bir galeyan anında kalabalıkla aynı tepkiyi verdiğimizi.

Kendimizden ve duyup gördüklerimizden ve bilgimizden tam emin olamadığımız anlarda başkalarını takip ederiz.

90’lı yılların sonu, ülkemizde bir yaygara başlatıldı, etnik ve mezhep özgürlükleri aldı başını gitti, yarı aydınlar, yeni yetmeler, yeni kitap okuyanlar, ülkemizin bugünkü kaderiyle ilgili o günlerde ‘ikircikli’ bir durum yaşadılar.

Etnik mezhep özgürlüğü nedir ne değildir bildikleri yok anladıkları yok ama ‘yanlış bilgilendirildiler’ ve bir kuşak (bir nesil) tuzağa düşürüldü.

İçlerindeydim, tam ortasındaydım bu tartışmanın çok iyi biliyorum, ‘liberal’ ve ‘demokrat’ kelimeleri çok özel bir önem kazandı, liberal ve demokrat kelimeleri ‘sihirbazca’dönüştürüldü ve olan oldu, senin benim bildiğimiz yaşadığımız hukuk demokrasi değil ajanvari bir ‘boyut’ kazandı.

Binlerce yarı aydın bu saatten sonra ‘liberal’ ve ‘demokrat’ kelimelerini afralı tafralı ve çok kasıntılı giyinip kuşanmaya caka satmaya başladı, bu iki kelimeyi kimlik edinerek ülkemizde bir mucize gerçekleştirdiler, AB’ye giriyoruz, gökten özgürlükler yağıyor, hukuk kurumlar ne varsa satıyoruz ne varsa ipini çekiyoruz, olmadı.

Tam tersine bu sıfatları kullanan İslamcısı Kürt milliyetçisi çıkarcısı intikamcısı etnik milliyetçiliğin ve mezhep milliyetçiliğin önünü açarken ortada hukuk ve demokrasi ve cumhuriyet diye bir şey bırakmadı, yetmedi, üstüne hem Irak hem Suriye savaşları, yetmedi, bir şeyhin eline Türkiye Cumhuriyeti bütün kurumlarıyla anahtarıyla teslim edildi.

Liberal ve demokrat deyince akan sular durmaya başladı, bu bir yeni bir ‘kimlik’ inşasıydı, kalabalık içindeki yüzlerce yarı aydın liberal ve demokrat kimliğiyle bu ülkenin ‘hukukuna’ve ‘demokratik kurumlarına’ savaş açıldığının farkında hiç değildi.

Mezhep inanç özgürlüğü ya da etnik milliyetçilik nedir ne olacak nasıl gelişecek dendiğinde verecek bir cevapları yoktu, bugüne kadar da verebildikleri bir cevap yok.

Kasıtla yanlış kullanılan bir bubi tuzağı gibi demokrat ve liberal kimliği hukukun yıkımına ülkenin yıkımına cumhuriyet’in yıkımına başladı ve sonuç ortada, bu kimliği taşıyanları infilak ettirip dünya alem içinde rezil kepaze etti.

CHP HALA SÜPERMARKET DOLUSU TÜKETMEYE DEVAM EDİYOR

Liberal ve demokrat kelimeleri siyasetimizin fast food yiyecekleriydi, aşırı kilo ve obezitiye yol açtı, tıkınmayan kalmadı, CHP hala süpermarket dolusu tüketmeye devam ediyor.

Düne kadar ‘dağdan’ bildiren Hasan Cemal karakteri bugün artık ‘hendeklerden’ bildiriyor, yarın bakalım nerden bildirecekler.

İşte kendilerine liberal, demokrat denilen bu isimler bir bulaşıcı hastalık gibi ‘taklit’ edilmeye başlandı.

Bu insanları yarı aydınlar neden ‘taklit’ edip medyayı tıka basa doldurmaya başladılar, birincisi, ‘peki sonra ne olacak’ sorusunu hiç kimse bilmiyordu ve şöyle düşünüyorlardı, bu liberal, demokrat ağbiler bu meseleyi biliyor, ikincisi, düşüncemde ve eylemimde yalnız değilim tek başına sorumlu değilim, düşünceleri hepsi bu kadar.

Tıpkı kalabalık bir salonda esneyen birinin esnemesini taklit eder gibi.

Tıpkı Marilyn Monroe intihar ettikten sonra hayatı duyguları arzuları Marilyn Monroe’ye hiç benzemeyen bir sürü sıradan insanın bu meşhur intiharın bulaşıcı etkisiyle intihar etmesi gibi.

Kasıtla yanlış kullanılan liberal ve demokrat kelimelerin yakın tarihi ‘taklit intiharların’ salgınlaşmasına yol açtı. Bu taklit intiharların gösterişli kimliği sonunda Apoculukla sonlandı, Fethullah Gülen’in ekranlarında arzı endam etmekle sonlandı, Hrant’ın katillerini yedi yıl kasıtla görmemekle sonlandı, Ergenekon Balyoz iftiraları karşısında suskun kalmakla hatta masum insanlara oh olsun diye dalga geçerken sonlandı, ve CHP ve Cumhuriyet gazetesinin içinin boşaltılıp dönüştürülmesiyle sonlandı.

Şimdi hepimiz bu taklit intiharların sonunda CHP’yi de muhalefeti de bitirdiğini panikle ve acıyla izliyoruz.

Cemaatin dokunduğu ilişkiye girdiği her kurumu her insanı zehirlediği yok ettiği çok açık bir siyasi sosyal gerçektir, yedi senedir bu sutündan bağırıp çağırıp ikaz ediyoruz, dokunmayın yanarsınız, dokunmayın helak olursunuz, diye.

CHP çoktan ‘liberal’ ve ‘demokrat’ yani çoktan ‘cemaatçi’ olmuştu, tıpkı Amerika’nın o ünlü Halkın Tapınağı gibi topluca siyanür içmiş ve topluca intihar etmişler.

Suriye yıkılıyor dünya yıkılıyor İncirlik Üssü Amerikalı İngiliz Fransız savaş uçaklarıyla dolmuş bir üçüncü dünya savaşı eşiğindeyiz, halkımız doğal gaz kesildiğinde ne yaparız paniğiyle kafayı yemek üzere, ve: Kemal Kılıçdaroğlu ve Hasan Cemal hala ‘hendekten’ bildiriyorlar.

Taklit intiharların sebebi ‘tetiklemedir’, 1990’lı yılların ortası, yarı aydın yeni yeni okuyan bir nesil, henüz hukuk demokrasi cumhuriyet nedir ne değildir henüz bilgilenmemiş, hepsi birilerinin ağzına baktı birilerine güvendi, kişisel kararlarını birilerini ‘takip’ ederek ‘taklit’ederek karar verdi, ve sonuç: hukuk, demokrasi, cumhuriyet ve ülke güvenliği ve dağılma düzeyinde ve çıkış yok.

Terkedilmiş bir binanın camını kırın, bu bir deneydir, birkaç güne kalmaz, bütün camları kırılır.

Ülkenin demokrasi ve hukuk güvenliğine saldırdılar ve çok geçmeden ülkenin bütün camları kırıldı, harabe halini aldı.

Artık otuz yıl bize sövdükleri bunlar Saddamcı bunlar Esatçı laflarını kimse etmiyor, artık bunlar ‘bölünme paranoyası’ taşıyor küfürlerini kimse etmiyor, artık bunlar ‘katil’ bunlar ‘darbeci’ lafını kimse etmiyor, artık bunlar ‘komplocu’ laflarını da kimse etmiyor çünkü tarihin en büyük ‘komploları’ Ergenekon ve Balyoz kumpaslarını birlikte tertipledikleri ortada.

Kardeşlerim, balık tablasında beyaz ışık almayan balıklar günlük taze balıklar olsa dahi bayat görünür, bizim üstümüze ekranların ve gazetelerin beyaz ışıkları hiç vurmadı, olsun, yılmadık, tablada taze canlı görünmek için bugüne kadar çırpınıp durduk, oksijensiz balıklar gibi ağzımızı boşlukta açıp kapattık.

Kardeşlerim, bir partinin market reyonlarının ilk koridorunda hukuk, güvenlik ve vatanseverlik olmalıdır. Bir insanın o partiye ‘benim’ diyebilmesi için hukuk, güvenlik ve ülke sevgisi en önden ilk girişte görülebilecek bir yerde olmalıdır…

Buyurun CHP’nizi, taklit fikirler, taklit insanlar, taklit intiharlar, kimin peşine takılmışlar belli değil, ne söyledikleri belli değil, kime çalıştıkları belli değil.

ENİS BERBEROĞLU’NUN KABUS BEYNİ

Buyurun daha üç-dört gün önce Süper Saldırganlar yazımı okuyun, CHP’nin medyadan sorumlusu Enis Berberoğlu’nun kabus beynine cevap veriyorum. (İLGİLİ YAZI İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN)

Evlilik rahat seks için ödenen bedeldir diye bir laf var,Apoculuk ve Cemaatçilikle rahat seks yapabilmek için demokrat ve liberal kelimelerini kullandılar, hepsi bu.

Antalya’nın meşhur falezleri sadece manzarası değil bir intihar yeri olarak da idealdir, uzaktan bazen, falezlerin üstünde düşünceli düşünceli gidip gelen garip insanlar görürsünüz, doğrusu, intihar kararı vermiş adam, falezin en dik yerini arıyor, uçurumdan en dik şekilde düşecek yeri.

Kılıçdaroğlu ve ekibi, yıpranmış çökmüş bitmişler, an itibariyle uçurumun en dik yerini arıyorlar…

Ama iş işten çoktan geçmiş, l990’lı yılların ortasından beri yüzlerce yarı aydını ‘liberal’ ve‘demokrat’ manyağı yapmışlar, fareleri öyle demokrat ve liberal delisi yapmışlar ki sormayın, aç bırakılmış bir fare deneyidir, fareleri abur cubur yiyeceğe alıştırırlar ve sonra farelere işkence yaparlar, fareler acı çekerken dahi yemeyi sürdürürler.

İşkence altında acı çekerken bile yemeyi sürdüren liberal ve demokrat etiketli zavallı fareler.

Ve liberal ve demokrat kelimelerini yemeye son vermeyi bunlara söyleyecek kimse kalmadı, bu sutündan başka, çünkü bizim dışımızda ‘bakkal’ kalmadı, hepsi malların nerden geldiğini bilmediğimiz süpermarketlerin iştahlı müşterileri olmaya devam ediyor.

Süpermarket bir gün bu müşterilerine 17-25 darbesi yapıyoruz, sizi de başbakan, deyince, tufaya geldiler, zokayı yediler.

Cemaat’in ‘aklına’ uyacak dümenine uyacak kumpasına uyacak kadar ‘zavallılar’, işte gördünüz, artık toplu intiharın eşiğindeler.

Oysa cemaat sofrada en hızlı yiyenlerin hızına ayak uydurmak için 17-25 aralık darbesine kalkıştı, sonra, CHP’miz de cemaat gibi sofrada hızlı yiyenlerin hızlı siyasetine ayak uydurmaya karar verdi ve bugün siyanür şişesinin önüne geldiler.

Ne diyelim, afiyet olsun.

ÇİKOLATAYI ALAMAYAN ÇOCUK

Şimdi yazıma geçelim, çünkü bu ‘siyanür’ bildiğiniz siyanür değildir, bu siyanürü bedeniniz kaslarınız üretir ve bedeninizi zayıflatarak bitirir.

Konumuz muhalefette teşhis ettiğim yorulan irade, yorgun iradeyi hatırlatmaktır.

Çok arzuladığı halde çikolatayı alamayan çocuk çikolataya sahip olandan daha çok yorulur.

Ya da haklı gördüğünüz bir dövüşten kaçınmak için harcayacağınız çabanın yorgunluğu, bir oyun dayağın yorgunluğundan daha fazladır.

(Gezi Olaylarında Türk halkının kendinde bir hafiflik hissetmesinin sebebi budur.)

Tanrı din aile yasak aşırı kontrol içinde olan insanların öz kontrolleri (iradeleri) zayıflar yıpranır ve frenleri tutmayan araba gibi aşırı azgın duyguların sahibi olur, günümüz İslamcıları gibi, aşırı tüketir aşırı bağlanır aşırı derecede harcarlar, çünkü aşırı yasaklar iradenin gücünü gittikçe yıpratır.

Küçük yaşlardan beri kendine ağır şekilde yasaklar koyan insanların iradesi yorulur, AKP’li yandaşlar, yorularak yıpranmış ve nihayet ‘kayışları koparmış’ müslüman türüne en ideal örnektir.

Elli yıl kilisede rahiplik yapıp birden sübyancılık işine girenlerde de kopan aynı kayıştır.

İrade sadece ağır öz kontrolün baskısıyla yorulmaz, irade, lüzumsuz umutsuz beklemekle de çaresizlik yaşayarak da yorulur.

Bizi hergün fırçalayarak döven lider az yorulur, ve her gün dayak yiyen bizler her akşam daha çok bitap düşeriz.

Bizi fırçalayan lidere karşı çıkmak için vücudumuz daha çok enerji harcar, kan şekerimiz düşer, zekice coşkun bir karşılık vermediğimiz her zaman daha çok tükeniriz.

İrade sonsuz bir güç değildir, kasların beynin direnmenin hasarına zehirlenmesine çürümesine yol açar,

Hergün gardını alıp kapanan bir boksöre döndük, tıpkı eski kale savaşları gibi, yıllardır direniyorsun ama dışardan su yok ekmek yok yiyecek yok, kale savaşı budur, muhasara devam ettikçe beden düşünce beyin irade zayıflar ve halsizleşir ve teslim olur.

Halkımız ise her canlı türünün yaşam güdüsüyle hareket eder, mesela lidere büyük güce karşı gelip, günlük enerjisini kaybetmek istemez, hızla karar verip daha büyük iradeye teslim olur.

Halkımız tutumludur, liderin yanında durarak, lidere karşı çıkmayarak, bizler gibi ‘yahu ne olacak ne zaman gidecek, bu adamı kim indirecek’ sorularıyla enerjisini beyin kaslarını tüketmez, enerjisini idareli kullanır.

İslamcı iktidar ondört yıldır dövüyor dalga geçiyor kurumlarımızla özgürlüğümüzle varlığımızla eğleniyor, ondört yıldır gözümüzün önünde çalıyor gözümüzün önünde dünya savaşına giriyor, gözümüzün önünde saraylar şatafatlar pırıltılı ekranlar birbirinden harika yalanlar inşa ediyor.

Ondört yılın ondört raundu dayak yemişsin ve bir umut, şimdi onbeşinci raund bir ani yumruk çıkartıp devireceğimizi sanıyorsun.

Büyük siyasi sorun, kim çaldı kim ülkeyi savaşa soktu, değil, sorun, kimin enerjisi coştu, kimin pili tükendi, kim bitik kim coşkun?

Arada bir kazara olsun bir yumruk dahi çıkartamayan bir muhalefet olabilir mi?

Rocky dizisinin dördüncüsündeydi sanırım, Rus boksörün burnu kanayınca, Rocky’nin antrenörü, ‘burnu kanıyor bu bir makine değil bir insan’ diye sevinçle bağırdı, yani bu bir insansa, bu da dayak diyebilir, dövülebilir.

Gezi günleri halkımız‘makinenin burnunun kanadığını’ görmüştü.

Beynin yağ şeker kimyası zayıfladıkça kaslarınızı eriten siyanür üretir, beyni direnci vücudu çürütür, ve diktatörlüğü işte vücudunuzu eriten bu ‘zehir’inşa eder, etti.

Muhalefet bir karşı söz, bir cümle, bir karşı atak, bir aktivite, bir kendine güven üretemedikçe, bu sağlıklı vücudun bu güzel yüzün, gittikçe erimesi kaçınılmazdır.

Şimdi soralım, hukuk’u ve cumhuriyet’i ve ülke güvenliğini savunacak ‘özgür irade’yi eriten yıkan bitiren kimdir?

İrademizi yoran kimdir?

Bu kadar yazar öldürüldü bu kadar insan tutuklandı bu kadar haksızlık bu kadar

Bu kadar dövdüler bizi

Bu kadar öfke bu kadar enerji bu kadar direniş bu kadar

Bu kadar şiir bu kadar hapis bu kadar

Bu kadar yürek bu kadar beyin bu kadar

Bu kadar türkü nereye

Kimlerin zevkine kimlerin keyfine nereye gitti

Nihat Genç

Odatv.com

http://odatv.com/taklit-intiharlar-0412151200.html

↓