Öldüler bittiler geberdiler

Bir cemaat ve topluluk sırf ‘onlardansınız’ diye sizin çalışmalarınızı abartabilir büyütebilir reklam edebilir öne çıkartabilir, size hak etmediğiniz ödüller ve makamlar ve şöhretler verebilir.

İslamcı ideolojinin bitmek bilmez ‘mağduriyet edebiyatı’ üzerine birkaç cümle söyleyeceğim.

Tarihte Afro-Amerikalılar kadar işkence zulüm soykırım gören başka bir topluluk olmadı, Afrika’dan dörtyüzyıl taşınmaları sürecinde bir iddiaya göre 70 milyon Afrikalı öldü. Ve Beyaz Anglo Sakson Protestanların acımasız ırk ayrımcılığı altında modern çağlarda 70’li yıllara kadar ‘kölelik koşullarında’ yaşadılar.

Siyahlar aşağı ırktı beyazlar üstün ırk.

Beyaz adamın aşağılamalarına yüzlerce yıl dayanabilmeleri nasıl mümkün oldu, bir insanlık mucizesidir, aşağılandıkları birkaç yüzyıl içinde özgüvenlerini özsaygılarını nasıl ayakta tutmayı başardılar, bir insanlık mucizesidir.

İkiyüz-üçyüzyıl sürecinde basında okulda sokakta siyasette kendilerine yapılan akıl almaz saldırılar aşağılamalar karşısında, siyahların, kendilerinden nefret etmeleri, kendilerini hor görmeleri ‘an’ meselesiydi ve buna bir an için fırsat vermediler, siyahlar kendilerinden ‘utanmamak’ için:

Yeni bir beden dili, yeni bir müzik, yeni bir mizah, yeni bir ritm, yeni bir saç modeli, yeni konuşma şekilleri ve yepyeni bir siyaset tarzı buldular.

Ancak siyahların asıl büyük başarısı beyaz adamın ‘bütün zenciler birbirine benzer’ imajını yıkarak gerçekleşti.

Beyaz adam siyahları tek tip hepsi aynı bir sürü bir kabile gibi görüyor damgalanıyordu.

Birden ‘siyah’ sanatçılar ortaya çıkmaya başladı. İşleri çok zordu, beyazların sokağında sinemasında siyasetinde sanatında kendilerine yer açmaları imkansızdı.

Müthiş bir özgüven devrimi, siyahi sanatçılar sanatçı siyasetçi vs. olabilmek için beyazların onayını almak zorunda değildi. Beyazlara kendilerini şirin sevimli göstermek zorunda değildi.

Çünkü siyahların sanatta siyasette başarıları müthiş bir özgüven ve bu özgüven kendi başına siyahların temsil gücüydü.

ONUR VE KİŞİLİK ADINA EN BÜYÜK DEVRİM

Beyazlar ister onaylasın ister onaylamasın sanatlarını bütün dünyalılar izliyor takdir ediyordu.

Bir kişinin başkalarının (diyelim elitlerin) onayına kabulune ihtiyaç ve destek duymadan en altta kalanların sanatta bilimde siyasette başarılı olabilmesi bir mucizedir.

Bu, kimseye eyvallahı olmadan başarabilmek, zeka, beceri, özgüven gibi yüksek bir kişilikle mümkündür.

Siyahiler Amerika’da son yüzyıl yılda, koskoca bir ansiklopediyi dolduracak kadar sayıda sinema yıldızı, müzisyen, yargıç, bilim adamı, basketbolcu, boksör, tenisçi, aktivist, siyasetçi yetiştirdi.. Ve bu ansiklopedi dolusu sanatçılar beyaz adamın onayına kabulüne ihtiyaç duymadan bütün dünyalıların gözdesi olup yeryüzünün hayranlığını kazandılar..

Yani, ‘modern dünyanın ayakta alkışladığı’ şahsiyetler ortaya koyup hepsi birbirine benzer hepsi aynı topluluk hepsi tek bir kavim hepsi aynı renk baskısı ve aşağılamasını, bu muhteşem sanatçı ve sporcuların olağanüstü başarılarıyla yerle bir ettiler.

Artık dünyalılar afro-amerikalılar derken akıllarına ilk gelen kölelik yaşamış renkleri hep aynı büyük bir topluluk değil, Morgan Freeman, Halle Berr, Opray Wintrey, Obama, Forest Whitaker, Stevie Wonder, tek tek başarılarıyla binlerce sanatçı ve sporcusu akla geliyor..

Kendilerinden çok büyük imkanlar ayrıcalıklar içinde kapitalist düzenin bütün nimetlerini kullanan ‘beyazlar’ karşısında siyah sanatçı ve sporcuların bu başarısı insanlık tarihinin insanlık ve onur ve kişilik adına en büyük devrimidir.

Aynı büyük devrim, Avrupa kıtasında 1200’lerin sonu 1300’lerin sonu 1400’lerin sonu aşağılanarak büyük sürgünler yaşayıp kovulan ve II. Dünya Savaşı’nda topluca soykırımdan geçirilen ‘yahudiler’ için de söz konusu.

Yahudiler huyları suyları bir adetleri gelenekleri aynı hepsi aynı, bir klan bir topluluk gibi görülüyordu, ama bir zaman sonra Avrupalılar çeşit çeşit ‘yahudi’ bilim adamlarını Yahudi sanatçıları farklı kişilikleri ve üstün başarılarıyla gördüler.

Bir topluluk içinde bir kavim gibi bir aşiret ferdi gibi yaşamak başka şey, o topluluk içinde‘kişilik’ olarak yaşamak başka şey.

Devrimleri yapan toplumsal önyargıları yıkan zihniyetleri değiştiren toplulukların içinden çıkan ‘yüksek kişilikli’ şahsiyetlerdir.

Tarihte ve günümüzde ‘kadınlar’ kadar ezilmiş altta kalmış işkence ve baskı görmüş, erkeklerin siyaset sanat medya dünyasında ikinci sınıf insan muamelesi görmüş kim var?

Ancak, yüzyılımızda, kadınlar ‘artık’ hepsi birbirine benzeyen bir topluluk değil, başta ülkemiz artık insanlık kadınları ‘güçlü şahsiyetleri’ ve ‘başarıları’ ve ortaya koydukları üstün eserleriyle tanıyor.

Hatta artık ‘kadın’ demiyoruz Türkan Şoray Behice Boran Meral Akşener diyoruz.

Aklınıza hemen dünyanın hemen her ülkesinde şeytanvari taşlanıp dışlanan ‘eşcinselleri’getirin, aynı şekilde, eşcinseller sanatta siyasette bilimde kişilikleri ve başarılarıyla öne çıktıkça insanlık onları ‘karalanacak’ ‘taşlanacak’ ‘dışlanacak’ bir topluluk olarak görmekten vazgeçmeye başladı, çünkü, siyasette sanatta bilimde yüzlercesini yakından tanıyor, eserlerini hayranlıkla izliyoruz.

Evet, bu kısa özet yeter, konumuz, topluluk ve kişilik.

Model bir şahsiyet bir kişilik inşa etmek modern toplumda çok zordur, önyargıları ve imtiyazlarıyla suyun başını tutanlar, sizlerin başarılarınızı boğmak sizleri yok saymak, kendi çıkarları kendi sınıfı kendi adamları kendi partilileri kendi klanını suyun başına getirmek için savaşırlar..

Üst sınıfların ya da suyun başını tutanların önyargılarını ve imtiyazlarını, ancak, bilimle sanatla eleştiriyle yıkabilirsiniz.

Yukardaki aşağıdaki herkesin ‘takdirini’ ve ‘onayını’ almak bir topluluğa bir aşirete sığınıp kazanılacak bir başarı değildir.

Çünkü modern çağ öncesi dünyamıza sınıflar hakimdi aşiretler sülaleler topluluklar zengin aileler hanedanlar cemaatler tarikatlar vs.

BURADAN KOVARSANIZ BAŞKA YERDE YAZARIM

İnsanların tek tek fotoğrafları ve kişilikleri yoktu, herkes içinde bulunduğu ‘topluluğun’ ‘cemaatin’ hiyerarşisinde bir üyeydi.

Tek bir kişinin kalabalık bir topluluk fotoğrafından kafasını çıkartabilmesi için, önce üstün bir sanatkar, ve sanatında, topluluk değerlerini değil, insanlık değerlerini gözeten eleştirel bir tavır almasıyla mümkündür.

‘Bu sanatçı bizden onu koruyalım ona sahip çıkalım’ derseniz, ortaya bir cemaat ve kavim asabiyeti-taassubu çıkar, ortaya üstün meziyetleriyle hayranlık uyandıran dikkat çeken üstün bir kişilik çıkmaz.

Modern çağımızda insanlığın hayranlığını kazanan ve önyargıları yıkan zihniyetleri değiştirenler ‘topluluk’ ‘kavim’ ‘aşiret’ ‘cemaat’ değil, tek tek kişilerin hikayeleridir.

Uygarlık eşyayı yoğurmak biçimlendirmek kullanmakla başlar, çanak çömlek heykel gibi..

Ancak modern uygarlığımız, kişisel kimlikle başlar.

Şempanzenlerin ‘kişilikleri’ tavukların ‘kişilikleri’ yoktur, ‘kedilerin’ yoktur (buna rağmen uygarlığımız hayvanları evcilleştirerek, onları ‘kedi’ olarak değil ‘pamuk’ ‘tekir’ gibi kişiselleştirip daha yakınına almaya çalışıyor..)

Kişilik, topluluk ve cemaat değerleri olmadan tek başına ortaya çıkar, Yılmaz Güney derizMuhammed Ali deriz Aziz Sancar deriz.

Şimdi yazımızın ikinci başlığına geçelim, mesela bilimde siyasette ve sanatta çok eleştirelsiniz ve içinde bulunduğunuz topluluk sizin bu eleştirilerinizden rahatsız oluyor ve mesela cemaat ve topluluk sizin davranışlarını beğenmeyorsa, sizi o topluluktan aforoz edebilir.

Oysa ‘kişilik’ edinmiş insanları hiçbir cemaat ve topluluk kovamaz, yok edemez.

Çünkü ‘kovulmayla’ ‘dışlanmayla’ yetenekleriniz kaybolmaz, bitmez. Beni buradan kovarsanız gidip başka yerde yazarım, oradan kovarsanız başka yerde. Sınırlayabilir imkanlarımı daraltabilir geniş kitlelere ulaşmamı engelleyebilirsiniz, ama kişiliğimi oluşturan ‘becerilerimi’yok edemezsiniz.

Çünkü benim becerilerimi ve başarılarımı bir topluluk bir cemaat bana hediye etmedi çünkü yeteneklerimi bana bir şeyh bir lider armağan madalya olarak vermedi.

Ama şayet sizi bir cemaatten kovdukları zaman sizin ‘yetenekleriniz’ lambanın düğmesini kapatır gibi birden sönüyorsa, ki, çoğunlukla sönüyor, buradaki yetenekler sizin kişisel beceriniz değil, sizi topluluğa bağlayan abartılı şişirilmiş iltifat ve övgülerdir..

Bir cemaat ve topluluk sırf ‘onlardansınız’ diye sizin çalışmalarınızı abartabilir büyütebilir reklam edebilir öne çıkartabilir, size hak etmediğiniz ödüller ve makamlar ve şöhretler verebilir. Bunların hepsi çok tatlıdır ama gerçek değil ‘yanılsamadır’.

Bir kişi, şayet yetenekliyse, cemaatin topluluğun dışındaki insanların da hayranlığını alabilmeli.. Futbolcu her sezon kırk gol atıyorsa artık onu Çinliler de Afrikalılar da izliyor hayranlıkla seviyor demektir. Ama siz hiç gol atmadığınız halde her gün cemaatinizin kiraladığı gazete ve sitelerde övgüye anılmaya mahzar oluyorsanız, siz sadece ‘çakallar’ ya da‘şempanzenler’ gibi bir familyadansınız demektir.

Çünkü topluluk ve cemaatlerde başı çeken ya şeyh ya da lider vardır, eleştirel ya da cemaat ve topluluğun hoşnut olmadığı bir kişilik ortaya koyduğunuzda, size kapıyı gösterirler.

Gelelim dayak faslına.

İslamcılar ve cemaatler ve tarikatlar ve temsil edildikleri siyaset ve medya, kırk yıldır İslamcılar’ın yüzyıllık mağduriyetinin edebiyatını yapıyor.

ELEŞTİRİ TEHDİT EDİYOR

Başörtülü bacılarımızdan girip İngiliz ajanı İskilipli Atıf Hocaya kadar bitmeyen bir mağduriyet öyküsü.

Siyahlar eşcinseller ya da kadınlarımızın dahi ‘mağduriyetlerini’ bize unutturacak kadar ekranlarda defalarca döndürülen beyin yıkatan aklımızla oynayan bir ‘mağduriyet’ ‘aşağılanma’ öyküsü.

Hadi bir an için mağduriyetlerinin aslı astarı olmayan sözümona ağır maliyetlerini siyahlar ya da eşcinseller ya da kadınlarımızla bir an için eşit tutalım.

İkiyüzyıllık bir mağduriyetleri sözkonusu Tanzimat’la başlıyor Cumhuriyet’le çivisi çakılıyor, ölmüşler bitmişler gebermişler(!).

Bu iki yüzyıl içinde bu muhteşem mağdurlar(!) sanatta edebiyatta bilimde sporda bir eleştirel bir kişilik koymazlar mı ortaya?

Ve neden eleştirel kişileri henüz yolun başında, cemaat ve topluluklarından kovup uzaklaştırıyorlar.

Sanatta edebiyatta sporda bilimde kişiliklerini kabul ettirebilmek kendi topluluklarından olmayanların da hayranlığını kazanabilmek için hala kimin onay ve takdirini bekliyorlar?

Niçin kendilerini güya mağdur eden elitlerin(!) sanatta sporda bilimde ‘takdirlerini’ ‘hayranlığını’ alamıyorlar!

Sebebi çok basit, çünkü, kişiliği oluşturan ‘eleştiri’, içinde bulunduğunuz kavim, aşiret, topluluk ve cemaatin varlığını tehdit ediyor. Eleştiri bir kişiliğiniz olursa, ortada, sığınacağınız topluluk ve cemaat kalmıyor.

Bakın, eskiden kendine İslamcı diyen bir arkadaşla on yıl sonra oturduk, neler konuştuk!

‘Ben artık İslamcı değilim’ dedi.

‘İslamcılık girilip-çıkılan bir yer mi, mesela sinema salonu gibi mi?’ dedim..

Mesela ben de yazarlığımdan çıkabilir miyim, geçmişte yazıp söyleyip yapıp ettiklerimi kapıyı kapatıp gidebilir miyim?

Gidemem, çünkü, kişi yapıp ettikleri yazıp çizdikleri söyledikleri davranışlarıyla toplum önünde insanlık ve vicdan önünde sorumludur.

Ama sanki sen bir kafeye girmiş çıkmış gibi, İslamcılık’tan çıktım, diyorsun.

İslamcı değilim diyerek yapıp ettiklerinin sorumluluklarını üstlenmiyor.

TÜRKAN ŞORAYLIĞINDAN ÇIKAMAZ

Ve ne hazin bu İslamcı gencin iftiharla ezberinden şiirlerini okuduğu şairleri de artık İslamcıyım demiyor, siyasetçisi, köşe yazarı da demiyor..

Evet, arkadaş, sinema salonundan çıkar gibi, İslamcılık’tan çıkması konumuz için çok güzel bir örnek.

Sinema salonuna kalabalıklar girer-çıkar.

Ve o sinemada oynatılan filmden o filmin konusundan da yapımından da hiç sorumlu değildir.

Yani, ‘sorumlu’ olmadıkları bir yere girip çıkarlar, yani, cemaatler ve aşiretler ve topluluklar‘sorumluluk’ taşımadığınız yerlerdir.

Sorumluluk taşımanız için önce bir kişiliğiniz olmalı sonra o kişinin vicdanı ahlakı söz konusudur.

İslamcı arkadaş muhtemeldir ki statü makam para maaş iş bulabilirim endişesiyle sinemaya girmiş ve bulamayınca çıkmış olmalı.

Ancak Türkan Şoray Türkan Şoraylığından çıkamaz, elli yıl önce oynadığı filmler ve söylediği herşeyden sorumludur.

Mesela onbinlerce cemaatçi yurtdışına kaçtı, ama hepsi birbirinin aynısı aynı cemaat üyesi, içlerinde fikirde düşüncede sanatta bilimde sivrilmiş, bizlerin önyargılarını yıkmış, maharetleriyle bizi şaşırtarak öne çıkmış tek bir ‘şahsiyet’ yok.

Oysa elli yıldır en kaliteli fen okullarından en başarılı en birinci altın nesil çocukları olarak topluma yalanla dolanla reklamla sunuluyorlardı…

Ya da açıyorsunuz İslamcılar’ın gazetelerini ekranlarını.

Fikirlerini topluluğunu cemaatini sevmesek dahi, şu isim de çok farklı düşünüyor, şu da çok eleştirel, şu da insanı şaşırtıyor, diyebileceğiniz, tek bir kişi neden yok!

Geçtim üstün bir kişiliği, bu cumhuriyet toprağında, her insanın doğuştan siyasi hakları vardır, hukuk önünde vatandaşlık gibi.

Üstelik bu insanlar o topluluk ve cemaatlere girerken ‘vatandaşlık’ haklarından feragat ediyorlar, şeyhlerinin ve liderlerinin kendilerini aşağılaması kovması haklarını yemelerine imkan ve fırsat sunuyor ve kovulduklarında hukuki haklarını hiç kullanmayıp sessizce dağılıyorlar. Ne onurum kırıldı diyeni var ne hakkını arayan var, çünkü ortada ‘kişilik’ yok.

Üstelik hiç biri kendi cemaat ve topluluklarında ‘rahatça’ hareket edemediklerini bilir rahat sözünü söyleyenlere nedensiz bir gıcıklık peydah ederler..

Ve neden topluluk ve cemaat içinde yuvalanmış bu insanları en çok rahatsız eden ve nefretlerini kazanan ‘şahsiyetli kişiler’ olur.

Kendileri gibi susmayıp konuştukları için, kendileri gibi liderlerine bağlı olmadıkları için.

Dikkat edin sanatta sporda bilimde öne çıkmış kim varsa nefret ve kin kusarken ilk yaptıkları şey karşılarındaki ‘kişiliği’ mutlaka bir cemaat ve topluluk kimliği içine almak, Kemalist gibi, laik gibi, cumhuriyetçi gibi çerçevelemek.

Nefret kustukları ‘kişileri’ de kendileri gibi geniş bir topluluğun kalabalığın üyesi gibi sunmaya bayılırlar.. Oysa nefret kustukları o insanlar laik, Kemalist cumhuriyet gibi topluluk-taraf değerlerinin çok üstüne çok dışına çıkmış, kendilerini başkalarına da kabul ettirmiş‘şahsiyetler’.

Olamadıkları yapamadıkları beceremedikleri şeyi yapmış cemaatin dışında başkalarının da onayını takdirini almış kişiler.

Kardeşlerim, kimsenin iplemediği kimsenin görmediği kimsenin iş vermediği kimsenin yüzüne bakmadığı bir ‘insan’ olabilmek pek zahmetlidir.

Modern uygarlığımızda insanlık değerleri ve vicdanda, kişisel bir görüş beyan etmenin maliyeti çok büyüktür.

Modern uygarlığımızda kişisel bir söz söyleyip önyargıları yıkmanın maliyeti çok amansızdır.. Topluluklara cemaatlere sığınanlar yalnız ve tek başına kalmış insan hikayelerinin asıl ve gerçek ve hakiki ve sahici ‘aşağılanma ve mağduriyetleri’ bilmezler, yaşamamış tecrübe etmemişlerdir, çünkü onlar kişiliklerini bir tayinle bir emirle bir ricayla bir yağcılıkla edinmişlerdir.

Modern dünyada cemaat ve topluluğun koruyucu kalkanlarını kırmadan, toplumu değiştirmek topluma ahkam kesmek topluma ahlak öğütlemek toplumun zihniyet yapısını değiştirmek, mümkün değildir.

Evet, İslamcı kardeşim üzgünüm böyledir, bir gün film bitecek the end yazdığında, kalabalıklar salonu boşaltacak.

Ama tarihi, sinema salonunu boşaltan kalabalıklar maalesef yazamayacak, çünkü onlar sadece seyircilerdi, tarihi yazanlar ağır trajik mağduriyetler karşısında dahi o filmleri çekenler o müzikleri yapanlar o insanüstü becerileri ortaya koyan, kişilikli vicdanlı ve hala yaralı açık, insanlığın hayranlığı kazanmış yetenek sahibi insanlar olacak.

Nihat Genç

Odatv.com

↓